Ana Sayfa   |   Benim Sayfam   |   Bağcılık & Şarap   |   Zeytin & Zeytinyağı   |   Karaova Yöresi   |   Bodrum Hakkında   |   İletişim

Bodrum Hakkında

Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri

Bodrum'un Tarihçesi ve Bodrum Hakkında Yazılar

Lelegler ve Theangela

Bodrum Yarımadası

Bodrum Türküleri

Bodrum Hakkında -> Bodrum Türküleri
Kerimoğlu
08 Temmuz 2013 Pazartesi


 

KERİMOĞLU (Bodrum – Karaova)


Kerimoğlu inik gelir inişden (2)
(Kerimoğlu (iniyoru) (geliyoru) inişden)
Her yannarı görünmeyor kümüşten (2)
Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Dabancası beşi birden patladı (2)
(Altılı patlak bellerinde patladı)
Bağlantı
Kerimoğlu eşkiyalık ediyor (2)
Oyneveesin zenginnerin yüreği (2)
(Tüp tüp (küt küt) eder zenginnerin yüreği)
Bağlantı
Her yannarı gara duman bürüdü (2)
Çandırmalar alay alay yörüdü (2)
(Gırzerdeliler alay alay yörüdü)
Bağlantı
Fur davılcı davılların inlesin (2)
Kerimoğlu gidiyoo kööleriniz dinnensin(2)
Bağlantı
Haydindik avlıların gazeli (2)
Yollarına çifte gurban kesmeli (2)
Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Selamoğlu silahları topladı (2)



KERİMOĞLU (Pisi = Yeşilyurt)

Öf len de aman da amanın
Şu dağlara yollar var mı? (2)
Oyna da Kerimoğlu
Senden başka bir yiğit var mı? (2)

Öf len de aman da amanın
Karlı dağa çıktım yoruldum (2)
Ben o yarin kaşlarına
Gözlerine furuldum (2)

Öf len de aman da amanın
Kerimoğlu iniyor yerinden (2)
Kim ayrılmış ben ayrılam
Aman nazlı yarimden (2)

Öf len de aman da amanın
Kerimoğlu iniyor inişden (2)
Her yannarı görünmeyor
Kümüşten de kümüşten (2)

Öf len de aman da amanın
Yerkesik ile Çakallık’ın arası (2)
Sol yanında Kerimoğlu’nun
Yarası da yarası (2)

Öf len de aman da amanın
Karlı dağların sandalı da sandalı (2)
Al kannara boyanmış
Kerimoğlu’nun her yannarı her yanı (2)

 

 

TÜRKÜNÜN HİKAYESİ


Kerimoğlu Ali (Kocaman) Bodrum’un Karaova bucağına bağlı Pınarlıbelen köyünün Karanlık mevkiinde (1251-1336) yıllarında yaşamıştır. Kerimoğlu Ali, Efece ve dürüst hareketleriyle tanınmış bir çocukluk ve gençlik yaşamını, Karaova’nın Yeniköy’ünden Nizamların kızı Güssün’le evlenerek sürdürüyor. Onun bu ilk evliliğinden de oğlu Murat doğuyor.

Kerimoğlu berberdi, keman da çalardı. Kerimoğlu evliliğinin ilk yıllarında ve 30 yaşındayken yanında Osmancık’ın Hasan, Külcüoğlu ve Oduncuoğlu olduğu söylenen kişilerle, Gökyer’le Akdam arasında, Akdam’a daha yakın olan Köle Damında, Karakütük denilen darı tarlası içinde kurulmuş çardağın üstünde uyuyan Mehmet Ali’nin (Barıtçı) Kerimoğlu’nun dayısının kızına laf atmış olması karısı, Kıllı Kızı Ayşe’nin kendisine istendiği halde verilmeyişi nedeni ile çardağa gelip eşinin başını gamasıyla keserek Ayşe’yi arkadaşına sırtlatıp da götürmeye başlar. Ayşe gitmemek için direnmiş, çabalamasını sürdürünce, bu çabalamayı önlemek için hafifçe dokundurulan gamanın fazlaca saplanmış olmasından Ayşe, kıpırdanışlarını azaltır. Onu Arap kuyusu mevkiinde Eğri Kuyuya 200 metre kadar batıda, Cavır (Gavur) Yıkıkları denilen yerde indirirler. Ama Ayşe fazlaca saplanan gamadan öldürülmüştür. Her 10 Ağustos’ta orada iniltilerin duyulduğu söylenir. (10-15-12) Bazılarına göre (Çünkü bu suçu bir başkasının işlediği ve suçu Kerimoğlu'nun üzerine attığı da söyleniyor, yani bu suçu Kerimoğlu'nun işlediği kesin değildir.) Kerimoğlu bu güzel Ayşe’nin ölüsüne temasta bulunduktan sonra onu oradaki böğürtlen ormanı içine bırakıp dağa çıkar. Ayşe’nin saçlarının köpeklerin ağzından alındığı da söylenir. (20-26) Bu hadiseyle ilgili yargı yukarıdaki resmi(¹) üzerinde bulunan eski yazıdan okunmaktadır;
“Kerimoğlu namıyla meşhur olan bu Ali, otuz yaşlarında ve Aydın Vilayeti dahilinde, Menteşe Sancağı mülhakatından Bodrum Kazasına bağlı Karaabat (Karaova) Nahiyesine mazaf askeriyesi ahalisinden olup 93 senesi Recebinin 10. bazarirtesi gicesi müsellihan bir takım avanesiyle beraber mezkür sancak mezakatından Karadere Kariyesi’nde sakin Barutçuoğlu Mehmet Ali’nin hanesini basup merhum Ali’yi gatl ve emval ve eşyasını gasb ettiği ve maktülün zevcesi Ayşe’yi dahi cebren kariyei mezküre civarında vaki ormana götürüp raks etmek için vaki olan teklif ve ibramine mezkürenin saikai iffetle gösterdiği muhalefet üzerine bir sureti gadderenede cebren icrai fili şeni ettikten sonra mezbureyi dahi gatl ve ifna eylediği ihbarat ve emaretle sabit olarak 94 senesinde Menteşa’nın mülga Meclisi temyizi tarafından, onbeş.”

Kerimoğlu Ali ne kadar aransa da bulunamaz. Onu Karaova’nın dağlarında, Sıralavaz’ın ve hatta Muğla’nın dağlarında ele geçirmek o zamana göre çok olanaksızdır. Kerimoğlu Ali’yi birgün Yaka köyünde bir muhabbet sırasında, Gırzerdeliler’in baskınına uğramış görüyoruz. O, yanındaki arkadaşlarından Cingen Halil Efe’yle, yapılan baskını sonuçsuz bırakıp kaçıyor. Fakat Gırzerdeliler peşini bırakmıyor. Kerimoğlu onları Yaka köyünün kuzeyindeki yel değirmenlerine yakın yamaçlarda siperlere kapanarak pusuya düşürüp, geriye kaçmaya sebep olan karşı baskını yapıyor. Bu baskında ölen Kör Bayram’ın mezarının bulunduğu yere hala “Bayram Mezarı” denilmektedir. (19) Kerimoğlu Ali’nin büyük bir desteği yenice büyümeye başlayan Süleyman (Mariz Zeybek), meteliği bile vuran bir delikanlı, bir Efe olarak o günlerde kardeşine yardımcı oluyor. Her iki kardeş Efe de arandıkları bir gün, köyün muhtarı olan dayıları Topal Hasan’ın karısını (Basma Kızı) evlerine çağırıp, Süleyman’ın karnına hamur vurduruyorlar. Mariz Zeybek’in karın ağrıları çekmesi, ona bu adın (Mariz) verilmesine neden olmuştur. Köye Kerimoğullarını aramak için gelen zaptiyeler muhtarın evine geldiklerinde, hamur vurmaya gittiği yerden dönen Basma Kızı bir densizlik edip hamur vurmaya gittiği yeri ağzından kaçırınca, zaptiyeler Topal Hasan’ı da yanlarına alarak Kerimoğullarının evini sarıyor. Muhtar Hasan eve biraz yaklaşarak; “Ben dayınızım, evi zaptiyeler sarmıştır. Teslim olun, kaçmaya kalkarsanız vurulacaksınız, eğer teslim olursanız ben sizi kurtarırım” diye seslenmiş ama Kerimoğulları bunu dinlemeyerek kaçmayı başarmışlardır. Bu kaçma başarısında, iri vücutlu, geniş Efe yapılı Kerimoğlu Ali ve kardeşini öldürmeye kıyamadıkları da söylenir. Yalnız, arkalarından pek çok atış yapılmıştır. Bu atışlar esnasında, “Gelin Öldü” denilen yerde Mariz Zeybek vurulmuş (6), başı kesilerek Bodrum’a getirilmiş, sırıkta cadde ve sokaklarda gezdirilmiştir. Mariz Zeybek’in başsız vücudu da Kerimler Tepesi’ne(*) taşınmış, ancak üç gün sonra gömülebilmiştir. Bu üç gün onu beyaz bir köpeğin beklediği, ölünün kalkmasından sonra da gözden kaybolduğu söylenir. Mariz Zeybek’i vuran Tepecikli Gara Zeybek’e Kerimoğlu ilendiği için, bu sülaleden kimse kalmadığı da söylentiler arasındadır.

Kardeşinin vuruluşunun ertesi günü, Kerimoğlu Ali’nin küçük kardeşi İbrahim’le Muğla dağlarında görülmesine, bu kadar yolu bu kadar kısa zamanda nasıl geldi diye herkes hayret etmiştir. Kerimoğlu Ali Pisi’ye (Yeşilyurt) sık sık gelirdi. Burada akrabaları vardı.
(Konar göçer yaşayışları sırasında) Kerim’in oğlu Kerim ve kardeşi ilk kez, Mariz Zeybek’in gömüldüğü (Karaova-Pınarlıbelen Köyü Karanlık mevkiindeki) Kerimler Tepesine konmuşlar. Bir dahaki sefer aynı yere gelişleri sırasında kardeşi Hüseyin Pisi’de kalıyor. Onun oğlu Hüseyin ve Eyüp Zeybektir. Eyüp Zeybek Çakallıktaki bir düğüne davet edilip, düğün evinde kaldığının ihbarıyla Fethiyeli Arap İsmail Çavuş tarafından 100 sene evvel vuruluyor. Eyüp Zeybek’e, sevgilisi Kerimoğlu havasını yakıyor.(9) Kerim de Hüseyin’den ayrı, Kerimler Tepesindeki yurtlarına konmaya devam ediyor. Muğla dağlarında gezerken, Köyceğiz postasını vurup, kardeşi İbrahim ve Karasulu Zeybekle, Gabalılar köyüne, Goca Gabalı yörüğün evine misafir geliyor. Kerimoğlu Ali’ye ziyaret için gereken yapılıyor. Uyku zamanı gelince, iki Kerimoğlu kardeşin arasına Karasulu Zeybek yatıyor. Kerimoğlu Ali henüz uyumamış, kardeşi İbrahim uykuya dalmışken, Karasulu Zeybek, Goca Gabalı’nın kadınını ayağıyla türtüyor, kadın öbür tarafına dönüyor. Bunun birkaç kez tekrarlandığını anlayan Kerimoğlu Ali; “İbrahim kalk” diyor. İbrahim silaha sarılıp kalkıyor. “Bir şey yok, gidelim” diyor Kerimoğlu Ali ve dışarı çıkıyorlar. “Ne Efe?” diye sorunca, Efe durumu anlatıyor. İbrahim; “Öldürelim” diyor. Kerimoğlu Ali; “kurşun telef etmeyelim, azat edelim” (23) deyip oradan ayrılıyorlar. Sonra yanındaki kırk kişilik toplulukla Çamarası’na gelip, dayısı Muhtar Hasan’dan intikam alıyorlar.(11)
Dayısı Topal’ın Muhtar Hasan’ı incir ağacına asıp, “sen kardeşimin ölümüne sebep oldun, sen bizi ele verdin, ben şimdi senin derini yüzüp içine saman depeceğim” derken yetişen kardeşlerinin yakarmalarına dayanamayıp, onun ayağını topal ederek salıveriyor. Karannık’a gelirken önlerine gelen Basma Kızı’nın da boynundaki altınları alıp geçiyor. (11)

Kerimoğlu Ali yaşantısını Bodrum’un ve çoğunlukla da Karaova’nın dağlarında sürdürürken, yakalanması becerisini kimse gösteremiyor. Birgün, sonradan Kel Mülazim denilecek bir asker, “bana bir mülazim elbisesi verirseniz onu sağ salim getiririm” diyor. O, verilen elbiseyi giyip dağlara çıkıyor ve günlerce dağlarda dolaşıyor. Kel Mülazim; “oğlum Ali, gel teslim ol seni İzmir Kalesine vali yapayım” diye ünlüyor (bağırıyor). Bu sesi Karaova’nın dağlarında birçok kez duyan Kerimoğlu Ali Efe, yanındaki arkadaşlarına gitme niyetini söyleyince, onlar karşı çıkıyorlar. Nihayetinde Ali Efe onları dinlemeyip; “varayım gideyim, İzmir Kalesine Vali olayım, si.imin tepesinde kehle (bit) kırayım” diyor.(14)

Kel Mülazim’e bu başarısından dolayı Mülazim elbiseleri gerçekten verilip ödüllendirilmiştir. Kerimoğlu da önce Aydın, sonra da Muğla hapishanesine gönderilmiştir.

Kerimoğlu Ali ve kardeşi İbrahim’den çok çeken Rumlar, onun Muğla hapishanesine düştüğünü öğrendikten sonra bir gün, Kerimoğlu İbrahim’in Gereme’ye geldiğini duyup, ona gereken yakınlığı göstermiş, hatta ona bir ziyafet de vermişler ama fazla sarhoş ederek öldürmüşlerdi. Bunu hapishanede öğrenen Kerimoğlu Ali Efe çok üzülmüş, intikam almak için Osmancık’ın Hasan’la pencere demirlerini kırarak kaçmıştır.(9) Kerimoğlu Gereme’ye gelip, kardeşini öldürenleri ve yakınlarını toplatıp bir urgana bağlattığı bu 18 kişiyi yan yana sıralayıp kurşuna diziyor.

Bir gün, Hacı Emiroğlu tahsildar Hüseyin Etrim’deki evinde kahve pişirirken, “hoş geldin demedin ve kaçak adamdan vergi almak istedin” diyerek onun kulağını kesmiştir.(1-3-10-15)

Sonra yine yakalanan Kerimoğlu, daha önce de kaldığı Aydın hapishanesine gönderiliyor. Bu hapishanede sözünü herkese geçiren, “Gece Guşu” ismiyle tanınan Hüseyin Zeybek’le karşılaşıyor. O, Kerimoğlu’nu hiçe sayarcasına alaylı konuşmalarda bulunmuş, “sen önce üzerindeki biti temizle” dediği bir sırada da, izzeti nefsiyle oynanan Kerimoğlu buna dayanamayıp, ayağına bağlı olan 60 okkalık pranga zincirini kaldırıp Gece Guşu’nun başına vuruyor ve hıncını alıyor. Onu böylece öldürmesinden sonra da İzmir hapishanesine sürgün ediliyor.

Kerimoğlu, İzmir hapishanesine gelince, oradaki cezalılara karşı Efelik otoritesi sürdüren bir Ermeniyle çatışmaya yöneltiliyor. Oranın hapishane müdürü onu çağırıp;
-“ Bu Ermeni herkesin başına bela kesildi burada, ona söz de dinletemiyoruz, onu ancak sen haklayabilirsin, şimdiye dek kimse bu işi beceremedi, eğer bu işi sen becerebilirsen, cezan hafifleyecek, çok çok azaltacağız ve seni koruyacağız” der.
Kerimoğlu da, işin içinde kurtulma ümidi olduğu içindir, olmaz diyememiş. Ondan sonra Ermeni’nin neler yaptığını incelemeye başlamış. Onun haksız hareketlerine sabretmesini de olanaksız bulduğu için;
-“ Avenoz, berberhaneyi, marangozhaneyi ve hamamı haraca kesmişsin, bu da yetmiyormuş gibi yeni gelenlerden ayakbastı parası istiyorsun, sen de onlar gibi Anadolu’dan geldin, niçin onlara eziyet verirsin” deyince, O;
-“Sen misafirsin, sıra sana da gelecek üç gün sonra” demiş. Kerimoğlu’na, “yak şu sigarayı bana” deyince, “arkadaşlıkta böyle olur” diye sigarasını yakıvermiş Kerimoğlu. Avenoz, sonra yine Kerimoğlu’na; “Kalk git arak buradan” deyince, Kerimoğlu; “Beni sen kaldıramazsın buradan, beni buradan ancak Allah kaldırır” diye yanıt vermiştir. Kerimoğlu’nun bu hareketine çok kızan Ermeni onu çağırarak; “haydi elime su dök” diyerek, küçük su testisini göstermiş. Kerimoğlu da su testisini kaldırırken onu kontrol da yapıp, içinde su olmadığını işini bitireceğini anlayarak, su testisini Avenoz’un başına indirmiş ve başını parçalayarak öldürmüştür. Etrafındakilere, “bu köpeğin başı, bu su testisinden de çürükmüş” diye de söylenmiştir. (6-12-2)

Bu öldürme olayın gerçekleştiren Kerimoğlu’nu, sözde hapislere yakalatıp savcılığa götürürler. Savcı;
-“ Ne yaptın yine” deyince, O;
-“ Hiçbir şey yapmadım” diye cevap verir. Savcı;
-“ Cezan artar” deyince, Kerimoğlu;
-“ Yüzbir, müzbir tanımayacaksınız” der.
Yaptığı bu olaydan aldığı suçtan ayağına güya pranga da takılan Kerimoğlu’nun yanına iki asker verilir. Yol paralarını da alan bu iki kişi onu vapurla Beyrut’a sürgün olarak götürecektir. Hapishane Müdürü;
-“ Seni iki askerle gönderiyorum, Beyrut’a varınca askerler iskelede seni kaybedecekler ve gidip durumu da kaybettik diye bildirecekler, sen o zaman kaçar kurtulursun” demiş. Bu yöndeki uyarısını askerlere de yaptığını söylemiş. Gerçekten de öyle olmuş ama, karakola haber verildikten hemen sonra yakalanmış, Trablusgarp’ta Fizan’ın Murzuk Kalesi hapishanesine 1825’te sürülmüştür. Huzursuz, azılı ve ırz düşmanı kimseler Murzuk’a sürülürmüş. Trablus Kalesinin arşivinde Kerimoğlu için, “şeref kurbanları ile gelenler arasındadır” denilir. (Muhammet el Usta’dan) (17/65-28)

Trablusgarp hapishanesinden de kurtulmanın yollarını arayan Kerimoğlu, Vali üzerinden karaçosuyla geçerken düşürüp, istediklerini yaptırabilmek, sonra da bir filikayla kaçmak için hapishanenin toprak damını inceltmeye başlamış. Fakat bu planları başarıya ulaşmamış. Onların dama açtıkları bu duvardan arkadaşları çıkıp kaçabilmişler ama Kerimoğlu ağır, iri vücudundaki geniş omuzları ile açılan delikten çıkıp kaçamamıştır. Onun, deliği daha da genişletme çabaları yetişip gelenlerce sonuçsuz bırakılmıştır. Sabahın erken saatlerinde yetişen hapishane müdürü, yakalayın şunu deyince, Kerimoğlu;
-“ Onlara acırım, sen gel yakala” demiş. Durumu anlayan hapishane müdürü işi tatlılığa alarak;
-“ Bırakın onu, kendisi odasına geçer” demiş ve öyle de olmuş.

Daha sonra Kerimoğlu yanındaki arkadaşları Ödemişli Musa’nın ve İbrahim’in de yardımlarıyla hapishanenin duvarını delmeye başlamış, buradan da kaçmayı 7 sene 18 günde becermiş.(13-10-24) Durumu haber alan hapishane ilgilileri peşine takılmışlar, yakalamak için çok yaklaştıklarında, kumda açtıkları çukurda gizlenmiş ve takipçilerden kurtulmuşlardır. Sonra uçsuz bucaksız Libya çöllerinde aç susuz giderlerken pek çok tehlikeler geçirmiş ve rastlamış oldukları bir Arap ailesinin yanında iki ay kadar kalmışlardır. Bu Arap ailesinin en çok şaştığı, Kerimoğlu’nun saati olmuştur. Saati göstererek, “tık tık şeytanullah” deyip, korktuklarını açıklamışlardır. Kaçışı sırasında yolu Rodos adasına düşen Kerimoğlu, orada (bazılarına göre Şira adasında) karın tokluğuna çalıştığı, yardımcısı olduğu kahvecinin kızıyla evleniyor. Parasızlık ve gidiş zorlukları nedeniyle geçirdiği buradaki yıllarda iki oğlu ve bir kızı dünyaya geliyor.

İçi sıla ateşiyle yanan Kerimoğlu’nun, “balıkçıların kullandığı, ığrıbı boyamada gerekli olan çam kabuğunun çok bulunduğu yerdir” diye, bir balıkçı kayığıyla Güvercinlik’e gelişini izliyoruz. Kerimoğlu, Efeliği sırasında ele geçirdiği paraları, hapiste bana bakar diye bıraktığı ve en yakını gördüğü halası ve eniştesinin onunla ilgilenmeyişlerinin nedenini sormak için bir akşam karanlığı, halasının kocası Kocayağcı’nın (İbrahim) evine gelivermiştir. Kerimoğlu’nun, eniştesinin evinde gördüğü kalabalığın, yolda gördüğü kalabalığın devamı olduğunu anlaması uzun sürmemiş ve halasının gözyaşları da eniştesinin öldüğünü kanıtlamıştır. Kocayağcılar yıllar geçtikçe korkusunun daha da arttığını şöyle dile getirmiştir; “Allahım, Kerimoğlu gelmeden benim canımı al.” Gerçekten de öyle olmuş. Kerimoğlu’nun gelirken sırttan aşağıda gördüğü kalabalık da onun naşıymış. Kocayağcı’nın Kerimoğlu’nu hiç aramayışı da oğlunun askerlik bedelini verişi ve bir çok tarla alıp, Kerimoğlu’nun verdiği paraları tüketmiş olmasındandır.
Silindir şapka giyerek, o zamana göre tamamen bir gavur giyinişinde köye gelen Kerimoğlu, kendisini burada yapayalnız hissediyor. “Karım da yok, ne ev var ne de yurt” diyerek. Tanınmamak için giydiği kenarlı şapkayla evine gelip, bir gavur gibi de ses çıkararak, “var yumurta?” diye soruyor. Böyle davranarak ilk hanımı Güssün’ün dürüstlüğünü ve bir yabancıya nasıl davrandığını anlamak istiyor. Güssün ona, “hadi siktir git, köpek oğlu köpek” diyerek kovuyor.(18) Kerimoğlu ikinci kez evine gelişinde bu defa su istemiş, onu Rum sanan karısı yine kovunca, O; “var yatmak bir kilim üstünde, ahır olsa zararı yok, yeter ben kalmak” deyince, ona bir kilim yayıvermişler. Kerimoğlu, evde gördüğü bir erkek yüzünden hanımından şüphelenmeye başlayıp, daha dikkatle durumu izlerken, delikanlının bağlamasını düzmeye başlaması kuşkusunu daha da arttırmıştır. Başka erkeklerin de geldiğini görünce, “bizim hanım bozulmuş, ona bir ders vermeliyim” diye düşünmeye başlamıştır. Sazların çalınışı epeyce devam edip, bir ara biraz durur gibi olunca, Kerimoğlu yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu eşkıya?” deyince, hanımının oynayışı olarak düşündüğü delikanlı ona, “sus köpek kafir, sen benim bubamı ni bilirsin?” diye çıkışıyor. Sazlar gene çalmaya devam ediyor. Kerimoğlu yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu eşkıya, siz bilmez siniz onu?” diye sorunca, Kerimoğlu’nun ilk hanımı olan Güssün, bir cavur diye düşündüğü bu adama daha dikkatle bakmış, Kerimoğlu olduğunu bilerek, “kalk oğlum, bu buban” demiş. Murat anasının bu konuşmasına inanmamış ve ne olduğunu anlamamış bir durumdayken, “kalk oğlum kalk, bu buban elini öp” diyen annesinin Kerimoğlu’nun elini öpmesinden sonra, Murat cavur zannettiği bubasının elini öpmüş ve birbirlerine sarılmışlardır.(23)

Kerimoğlu, Güvercinlik’e çıkışından sonraki yaşantısını hep gizlilik içinde ve yakalanmamak dikkatiyle sürdürmüştür. O hep aynı yerde kalmaz, yer değiştirir dururdu. Kendi evinden(²) çok, yamaçta yaptırdığı gizli sığınağında(³) kalırdı. Bu yerin ve evinin pencereleri savunma düzenine göre yapılmıştı. Kerimoğlu sıkı arandığı zamanlarda Gereme’ye giderdi. O, Bodrum’daki Halk Kütüphanesi, Adliye binası ve daha pek çok malı olan Tiryandafili isimli çorbacının (Rumağası) önerisiyle Gereme’deki çorbacı Phalis tarafından gizlenir ve bakılırdı.(18) Çakır Güssün’ün, Çingen Halil Efe tarafından Dertli’nin Ali’nin evinden alınışında, Kerimoğlu’nun da olduğu bilinmektedir.
Kerimoğlu’nu Çerkez Kaymakam ve o zamanın zenginleri korurdu. Bu ondan çekindiklerinden olmalıydı. “Oyneversin zenginlerin yüreği” diye Kerimoğlu türküsünde bu belirtilmiştir. Kerimoğlu, Hürriyetin (2.Meşrutiyet) 23 Temmuz 1908 (1324) de ilanından bir hafta önce, Çerkez Kaymakamın gizlice gönderdiği haber üzerine, Bodrum çarşısına pür silah inip, 32 yıllık eşkiyalık hayatına son vererek teslim olmuş ve Bodrum Kalesine –sözde- hapsedilmiştir. Bir hafta sonra da Hürriyetin ilanında çıkarılan afla salıverilmiş ve sözde hapisliği bitmiştir.

Ömrünün son 12 yılını evinde geçiren Kerimoğlu, en rahat ve korkusuz günlerinde bile çok dikkatli gezer, uykusu dahi böyle geçerdi. O, birgün Çiftlik’in Armutçuk mevkiindeki bir düğünde oyun yerine kamasını dikmiş, oyununu sürdürdükçe sürdürüyor. Kerimoğlu’nun bu meydan okuyuşuna kızan Kel Mustafa (Cenikli) ortaya yürüyerek, Kerimoğlu’nun kamasını ayağıyla iteleyip düşürüyor.
-“ Kim kolunu kaldırırsa kendini yerde bulacak” diyor. Kerimoğlu da;
-“ Ey arkadaşlar bundan sonra Efe ben değilim, Kel Mustafa” diyor ve oradan ayrılıyor.(4-10)
Giderken arkadaşları ona soruyor;
-“ Efem bu şanına sığar mı?” diye. O da;
-“ Bırakın burada da bir it türesin” demiş. (4-25)
Kerimoğlu, çok sevdiği Selamoğlu Topal Mustafa’nın oğlu Hasan’ın düğününde oynarken, gırasını havaya kaldırarak atış etmek istiyor. O anda Selamoğlu;
-“ Otur len deli pezevenk, ortalığı velveleye verme” deyince, Kerimoğlu;
-“ gine eskisi gibi dağa çıkarım” diyor. (20)
Selamoğlu’nu kıramayıp, odunların yanışıyla oluşan düğün meşalesinin önünde diz çöke çöke Efece oyununu oynuyor. Kerimoğlu türküsünde “Selamoğlu silahları topladı” bundan sonra söylenmeye başlamıştır.

İlk eşi Güssün’ü çocuktan kaldı diye boşayan Kerimoğlu, Yeniköy’de bir ev yaptırıp, oğlu Murat’ı Mazı’dan bir kızla evlendirdikten sonra kendisi Karanlık’a geliyor. Güzel saz çalan ve berberlik de yapan Kerimoğlu, ikinci evliliğini Mumcular’dan Hacı İmam kızı Fatma ile yapmıştır. Bu evlilikten 1316 (1900) doğumlu en büyük oğlu İbrahim, sırasıyla Kerim, Süleyman, Mustafa(), Ali, Elif ve Ayşe isimli çocukları dünyaya gelmiştir.(23)

Kerimoğlu, 1336 (1920) yılında 85 yaşında ölmüştür.(27) O, Kerimoğlu türküsüyle Bodrum oyunlarında yaşamaktadır. Ona yakılan bu (Bodrum-Karaova yöresi) Kerimoğlu türküsü ve oyunu hareketlidir. Amca oğlu Eyüp Zeybek’e yakılan (Pisi=Yeşilyurt yöresi) Kerimoğlu türküsü ve oyunu ise ağırdır ve daha çok bilinen, çalınıp söylenen bu ağır olan formudur.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

¹) Bu fotoğrafı ilk defa küçüklüğümde bizim evde görmüştüm. Yaklaşık 25x30 cm ebatlarında büyükçe bir fotoğraftı. Bizdeki orijinali miydi, değilse bize nerden gelmişti bilmiyorum. Sonra bizden alınıp Bodrum'a götürüldüğünü biliyorum, üzerindeki eski yazı okunmuş ve fotoğrafın kopyası çıkarılmış ve gittiği gibi olmasa da, bir şekilde geriye gelmişti.
²) Kerimoğlu’nun evinin fotoğrafı da en kısa zamanda çekilip buraya eklenecektir.
³) Kerimoğlu’nun dağda gizlendiği yerin fotoğrafı en kısa zamanda çekilerek buraya eklenecektir.
*) Kerimler Tepesi, Pınarlıbelen köyünün Karanlık mahallesindedir.
**)Yukarıdaki metinde (Türkünün hikayesi) parantez içinde yazılmış olan sayılar Mehmet USLU'nun kitabında, kaynak kişileri belirtmek için kullanılmıştır. Kaynak kişiler burada yazılmamışlardır. Bu sayfadaki çoğu bilgilerde olduğu gibi, bu türkünün hikayesi de Mehmet USLU'nun "Bodrum Türküleri, Manileri, Tekerlemeleri ve Marşları” kitabından alınmıştır. İzinsiz kullanılamaz.

() Mustafa Kocaman (H.1336 - 1956)' ın oğlu, Kerimoğlu'nun torunu Muhammed Kocaman (1953 - ) türkünün hikayesi, Kerimoğlu'nun yaşamıyla ilgili daha geniş bilgileri toplamakta, Yöre folklorunda önemli bir yer tutan Kerimoğlu'nun yaşamını sürdürdüğü yerlerin (ev vs.) koruma altına alınması için çalışmaktadır. İzinsiz kullanılamaz.

 

Önceki Yazı Sonraki Yazı
Fotoğraflar

© 2009 bodrumbaglari.com

Tasarım & Yazılım : OrijinalRenkler