Ana Sayfa   |   Benim Sayfam   |   Bağcılık & Şarap   |   Zeytin & Zeytinyağı   |   Karaova Yöresi   |   Bodrum Hakkında   |   İletişim

Bağcılık ve Şarap

Bağcılık

Bağ ve Şarap

Mitolojide Şarap

Bağcılık ve Şarap -> Bağcılık
Düşümdeki Bağ
04 Temmuz 2013 Perşembe

 

 

Yazın henüz bittiği günlerde havalar hatırı sayılır derecede soğuk gitmişti. “Haydaa, şimdiden böyle olursa kışın nasıl olur” demeye başlamıştım. Bugün Aralık’ın 5’i ve o gün dediğimin tam tersini dedirtecek bir hava var. Ben de bu fırsatı kaçırmak istemedim ve attım kendimi dışarıya. Bağların içinde dolaştım, fotoğraf çektim biraz.. Asmaların çoğunun yaprakları dökülmüş. Özellikle yaşlı asmalarda hiç yaprak kalmamış. Yeni aşılanmış genç asmaların yaprakları duruyorlar ve sarıdan kırmızıya kadar renk almışlar… 


Sonra arada bir gelen esintiden nispeten korunaklı ama güneşin hiçbir zerresini kaçırmayacağım bir yerde durmuş ve etrafı izlemeye koyulmuşken, kurmayı hep istediğim yeni şaraplık üzüm bağı ve hemen yanındaki küçük şaraphane ile ilgili düşünceler uçuşmaya başladı kafamın içinde. Yan taraftaki biraz meyilli arazinin içine şaraplık üzümler diksem, meyilin başladığı en yüksek noktaya bağın ortasından bir yol geçirsem, bu yolun kenarını ışıklandırsam, yolun çıktığı o yüksekçe yere bir taş ev, yanına küçük bir şaraphane yapsam ne güzel olurdu. Eskiden toprak damlı evler vardı buralarda, onlara uygun ama daha işlevsel hale getirilmiş, meyilden istifade ederek yarısı toprağın içine gömülmüş, toprak damlı bir şarap mahzeni de bu güzelliği tamamlardı. Bir köşeye de taştan küçük bir fırın olmazsa olmaz, hani şu kümbet şeklinde olan ve eskiden çoğu köy evinin bahçesinde bulunan fırınlardan. Gelenlerin burada yapılmış şarapları yerinde içebildiği, satın alabildiği, yöresel lezzetlerin sunulduğu bir yer. Çok güzel olurdu çok…

Gelen kişilerin hepsiyle ilgilenmeye çalışır, buradan bir dost olarak ayrılmalarını isterdim. Buna çok önem verdiğim için gelecek kişilerden müşteri olarak bahsetmeye dilim varmadı, varmıyor. Fakat her ne kadar böyle düşünsem de bu nihayetinde bir ticari faaliyet ve bu konseptte bir şeyi ilk ben düşünmüş de değilim. Türkiye’nin değişik yörelerinde ama özellikle yurtdışında bunun çok sayıda ve güzel uygulamaları var. Hani klasik ifadeyle, ben Amerika’yı yeniden keşfetmiş değilim.

Her ne kadar kafamın içi bu fikirlerle doluysa ve böyle bir şeyi yapmak istememle birlikte kimin yaptığından daha çok, yapılmış ya da yapılacak olmasını önemsiyorum. Çünkü şimdi şarapçılıkta adı ön sıralarda geçen ülkelerde daha şarap yokken, şarapçılığın merkezlerinden birisi olan, antik çağda şarap ticaret yolunun ortasında yer alan bu yörede, bu topraklarda bu tarz bir tesis hatta tesislerin olmayışı üzücü. Böyle bir yere, bırakın Bodrum merkezi, yarımadanın herhangi bir yerinden ulaşım en fazla yarım saati geçmeyecektir. Bu mesafe hem yurtiçi hem de yurtdışı örnekleriyle kıyaslandığında hiç de uzun değildir. Turizmi çeşitlendirmeye, deniz-kum-güneş turizminin dışına çıkarmaya çalıştığımız bir dönemde bunun da bir alternatif olabileceğini, önemli oranda da katma değer yaratacağını düşünüyorum. Bu aynı zamanda tarım sektörü için de ciddi bir adım olacaktır.

Güneşin iliklerime işlediği bu kış gününde (ya da geç sonbahar mı desek), arada bir şeyler karaladığım kağıdın üzerinden başımı kaldırıyor ve gözlerimin yumuk yumuk olduğunu farkediyorum. Kış diye! bir köşeye kaldırdığım güneş gözlüğümün olmayışının sonucu bu. Ama olsun, bu mevsimde yeter ki güneş olsun. Hızla etrafta gezdiriyorum gözlerimi, sanki bir süredir burada yokmuşum gibi…Hemen arkamda incir ağaçları ve onların yanında da kocaman bir çam ağacı var. İncir ağaçlarının dikildiği günü hatırlıyorum..

Sekiz yıl önce bir sürü incir ağacı fidanını “İncir Araştırma Enstitüsü”nden bir çuvalın içinde otobüsün bagajında getirmiştim. Dikim günü herkes işin bir ucundan tutuyordu. Kimler yoktu ki; Babam, ben, kardeşim Erdal, amcam, amcamın ikiz kızları Emine ve Gözde… Şimdi o kadar büyüdü ki o fidanlar, bir tanesinin küçük bir dalı bile sığmaz artık çuvalın içine.. Bu arada büyüyen iki kişi daha var; Gözde ve Emine. Bir de biz varız tabi, bilmem ki bizim için ne denir, büyüdük mü, geliştik mi, yaşlandık mı yoksa?..

İncirlerin yanı başındaki büyük çam, Yumakçam. Bulunduğu yerin ismini veren çam Yumakçam. Ama o da eskisi gibi değil artık, kolu kanadı kırılmış. Büyük ve geniş bir gövdenin üzerinde kalmış birkaç uzun dalıyla, yumaklığı gitmiş, adı kalmış yadigar… Eskiden öyle miydi ya, dallarının taa aşağılara kadar indiğini, elini kaldırınca dokunulduğu günleri bilirim. Bir gölgesi vardı ki görmeliydiniz. Hiç ışığın sızmadığı gölgeler vardır, “kaya gölgesi gibi” denir hani işte yumakçamın gölgesi de öylesindendi.. Eskiden kocaman bir küp dururdu dibinde, yanında da bir tas. Önündeki yoldan gelip geçenler susuzluklarını gidersinler, iki dakika dinlensinler, soluklansınlar diye... Çocukluğumda oraya su taşıdığımızı hatırlıyorum. O küpte hep su olurdu… Sonra o da zamana yenik düştü. Yoksa insanlara mı desek bilmem ki..Çünkü o küp oradan çalındı, yerine konulan küp de bir süre sonra ortadan kaybolunca bir daha orada ne küp oldu ne de su... Sonraları da kuvvetli rüzgarlarla Yumakçamın birkaç dalı devrildi. Yok yok “göçtü” diyelim biz ona. Bu dünyadan göçmek gibi, başka bir yere göçmek gibi...çatırdayarak...

Yoldan gelip geçen nicelerine tanıklık eden, kaya gölgesi gibi gölgesinde kimlere kimlere serin bir nefes olan Yumakçam yine ayakta. Ayakta ama nasıl görünüyor bilir misiniz? Hani yaşlı birinin ağzında tek başına kalmış bir diş nasıl görünüyorsa, o da koca gövdesinin üstündeki iki dalıyla işte öyle görünüyor. Bir köşede unutulmuş ve sonunu bekler gibi.. Her ne kadar “eski çamlar bardak oldu” dense de ben görmedim olanını, ne içinden su içtim ne de içeni gördüm. Ama yine de Yumakçam da birgün bardak olacak…

Bağ işi mi? Umarım bu yörede düşündüğüm tarz işletmelerin olduğunu Yumakçam bardak olmadan görürüz…

 

 

Yukarıdaki "DÜŞÜMDEKİ BAĞ" başlıklı yazı; Bodrum Ticaret Odası Yayını olan, "BOD®UM MAVİ"  derginin 6. sayısından, Mehmet Vuran'ın aynı başlıklı yazısından alınmıştır.

 

 

Önceki Yazı Sonraki Yazı
Fotoğraflar

© 2009 bodrumbaglari.com

Tasarım & Yazılım : OrijinalRenkler