Ana Sayfa   |   Benim Sayfam   |   Bağcılık & Şarap   |   Zeytin & Zeytinyağı   |   Karaova Yöresi   |   Bodrum Hakkında   |   İletişim

Bodrum Hakkında

Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri

Bodrum'un Tarihçesi ve Bodrum Hakkında Yazılar

Lelegler ve Theangela

Bodrum Yarımadası

Bodrum Türküleri

Bodrum Hakkında -> Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri
Mavi Yolculuk
02 Temmuz 2013 Salı

 

Kışın tüm yorgunluğunu atmaya hazırlanıyorum. Nisan ayında teknemizi seçtik, kaparolar yattı. İşin en keyifli -hem de en kolay- tarafına geldi sıra: Bavul hazırlamak. Aman, bavul hazırlamak deyince aklınıza hemen çeşitli akşam yemeği kıyafetleri, güneşlenmek için ayrı, denize girmek için ayrı mayolar, yemeğe giderken mayonun üzerine giyilebilecek şık -spor deniz elbiseleri, denizden çıkınca sarınılacak pareolar, her kıyafete ayrı bir ayakkabı, her kıyafete değişik göz alıcı aksesuarlar gelmesin. Ben tatile gidiyorum. Gerçek bir tatile, dinlenmeye gidiyorum. Beynimdeki bütün uğultuları bırakıyorum. Gazete okumadan, radyo dinlemeden ve hatta neredeyse tamamen bütünleştiğimiz televizyonu dahi seyretmeden bir hafta geçiriyorum. Yani metalik ses yok... 1 haftayı doğal ritimde yaşamak istiyorum. Saate bile bakmayacağım.Uykum gelince uyurum, acıkınca yemek yerim, susadığımda kana kana su içerim.Belki yüzümü de denizde yıkarım. Ne keyif...Kendimden geçtim yine.

Ne de olsa, MAVİ YOLCULUK ta keyif evden başlıyor. Ne diyorduk? Bavul. Katlanabilir yani yumuşak almanız gerekiyor. Çünkü teknede yatağınızın altındaki dolaba koyuyorsunuz çantanızı. İhtiyaç listeniz çok basit... Mayo, bikini, güneş gözlüğü, güneş yağlarınız, koruyucunuz, bir kaç pareo, her güne bir tane t-shirt ve bir kaç şort. Ne olur ne olmaz yanınıza bir de sweat shirt alın. Belki akşamlar serin olur... Olmaz ya! Lastik ayakkabıdan ve gün içinde giyebileceğiniz bir terlikten başka bir şeye ihtiyacınız olamayacak. Makyaj malzemesi mi? Doğayla bu kadar iç içe yaşarken, unutun hanımlar... bir hafta savaş boyalarımızı sürmeyelim. Güneş, yanaklarımızı öyle güzel pembeleştirecek ki, zaten kendimizi çok güzel bulacağız. Doğal halimizle kendimizi daha iyi hissedeceğiz. Beyler, eminim siz de kendinizi daha yakışıklı ve sportmen hissedeceksiniz.

 

Ve işte Bodrum'dayız. İstanbul-Bodrum arası 900 km, heyecandan göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor yol. Teknemizin resmini görmüştük, ama ilk karşılaşmanın büyüsünü yenemiyoruz. Teknemizi geçtiğimiz yıl denize indirilmiş. 27 metre, 6 kabinli ve kabinde wc-duş var. Klimalı ama kimin umurunda klima. Yine de sıcaktan bunalan olursa, iyi bir olanak bu. İşte, teknemiz limanda bizi bekliyor. Kuğu gibi gözüküyor. Bu yabancılar işi biliyor canım. Boşuna "she" (kız) demiyorlar gemilere. Çok hoş, çok... Mürettebat da hazır. Ne hoş eski dostlarla karşılaşmak. 

 

Alış veriş listesini önceden göndermek de iyi oldu. Tüm istediklerimiz alınmış, yerleştirilmiştir.  Özellikle hanımlar için tatil başlıyor. Yemek yapmadan geçecek bir hafta var önümüzde.Hani derler ya: istediğimiz önümüzde, istemediğimiz ardımızda.

 

Tanışma ve merhabalaşma. Hoş geldiniz kokteyli. Gemicimiz bizleri kamaralara indiriyor. Yerleşmeyi en kısa sürede gerçekleştirip, yeni mayomuzu giydiğimiz gibi kendimizi güvertede buluyoruz. Demir alınmış, Bodrum yavaş yavaş gözden kayboluyor. Karaada'nın yanından Gökova körfezine doğru açılıyoruz. Geceleme için Çökertme'de demirliyoruz. Leziz yemekler hazırlanırken herkesin dilinde aynı türkü; Çökertme'den çıktım da Halil'im... Yıldızların tadına doyamadan, yol yorgunluğu olsa gerek, gözlerimiz kapanmaya başlıyor.

 

Sabah kahvaltıdan sonra Knidos'a hareket ediyoruz. Knidos antik bir Karia kenti. Küçük liman zamanla toprakla dolduğu için, büyük limanda demirliyoruz. Tepelerde dolaşırken ayağımıza çarpan her taş antik bir testinin sapı, ya da bir sütunun parçasıdır. Heykeltraş Proksiteks'in o meşhur Afrodit heykelinin yerinde yeller esmekte. Şaraplarıyla ünlü Knidos'tan deniz molasından sonra ayrılacağız.

Ertesi gün Mersincik limanındayız. Deniz ve yemek molalarından sonra Çatı koyuna gidiyoruz. Çatı'da ne çok anımız var. Bir arkadaşımızın kızı 5-6  yaşlarında iken, Çatı koyunu o kadar severdi ki, hep buraya yerleşmeyi düşlerdi. Mavi yolculuk dönüşü İstanbul'da bize "Çatı'nın başbakanı kim? İzin alalım da oraya yerleşelim" demişti. Şimdi kocaman bir genç kız oldu. Bu koyda Deniz'e bu anıyı hatırlatıyoruz.

Gökova Körfezinde Kleopatra adasına uğramadan mavi yolculuk olur mu? Hellenistik-Roma çağından kalma eski Kedreai ören yeri ve halk arasında Kleopatra'nın yüzdüğü söylenen plajda denize giriyoruz. Bulgur tanelerine benzeyen deniz hayvanlarının kalıntılarından olduğu sanılan kumları bir bekçi bekliyor. Bu kumlardan almak yasak. Efsaneye göre bu küçük koy Kleopatra ile Mark Antonius'un banyosuymuş. Mısır kraliçesi, Roma'lı Antonius'u ziyaret için Tarsus'a geldiğinde buraya kadar uzanmış ve Kedreai adasına çıkmış. Kleopatra'nın yöreyi çok beğendiğini gören Antonius gemilerle Kuzey Afrika'dan buraya kum taşıtmış. Söylendiğine göre bu tür kum bugün yalnızca Tunus'ta varmış. Geceyi Söğüt'te geçirmek üzere demir alıyoruz.

Bugün programda İngiliz limanı, Ballısı ve Löngöz (Kargılı koyu) var. Birinci dünya savaşı sırasında İngiliz donanmasına ait gemiler Alman'lardan saklanmak için bu limanı kullanmışlar. Alman'lar İngiliz'leri arayıp durmuşlar, sonra da nasıl ortadan yok olduklarını anlayamadan gitmişler. Bulmalarına olanak yok. Çünkü koyun girişini bulabilmek için iyice içerilere girmek gerekiyor. Koya girdiğiniz anda ise körfezle bağlantınız kesiliyor. Yüksek dağlarla çevrili olduğu için direklerinizin bile görünmesi olanaksız. Kargılı koyunun arkasında korunmuş ve ada çamlarıyla çevrili bir tuzlu su gölü bulunmakta.

Tatilin sonuna geliyoruz artık. Geceleyin yıldızları, gündüz güneşin sarısını içimize çekiyoruz. Hüzünlenip arada bir de içimizi çekiyoruz. Çökertme'de deniz molası, Kisebük koyu... Orak adasında son deniz molamızı veriyoruz. Ada kayalık ve üzeri dikenli. Çalılarla kaplı. Denizin rengi mavinin tonlarını sıralıyor.

Gece Bodrum'dayız. Kimse tekneden inmek istemiyor. Akşam yemeğimizi teknede yedikten sonra biraz da Bodrum gecelerinde dolaşıyoruz. Aklımız bir haftadır gezdiğimiz koylarda, gece üstümüzü örten yıldızlarda, denizde, balıkta. Sabah kahvaltımızı teknede yaparken önümüzdeki yıl bu güzelliklerde tekrar buluşmaya söz veriyoruz. Yüzlerimiz sağlıklı, gülümsemelerimiz bile değişmiş sanki. Hepimiz öyle farklıyız ki. Doyasıya dinlenmenin getirdiği tatlı bir rehavet, keyifli anılar... Hoşçakal Bodrum. Seneye görüşmek üzere...

 

 

Yukarıdaki "Mavi Yolculuk" başlıklı yazı; Bodrum Ticaret Odası Yayını olan, "BOD®UM MAVİ" derginin 1. sayısından, Ayşe ÖZER'in  aynı başlıklı yazısından alınmıştır.

Önceki Yazı Sonraki Yazı
Fotoğraflar

© 2009 bodrumbaglari.com

Tasarım & Yazılım : OrijinalRenkler