Ana Sayfa   |   Benim Sayfam   |   Bağcılık & Şarap   |   Zeytin & Zeytinyağı   |   Karaova Yöresi   |   Bodrum Hakkında   |   İletişim

Bodrum Hakkında

Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri

Bodrum'un Tarihçesi ve Bodrum Hakkında Yazılar

Lelegler ve Theangela

Bodrum Yarımadası

Bodrum Türküleri

Bodrum Hakkında -> Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri
Sünger, Süngercilik ve Bir Süngerci; Aksona Mehmet
02 Temmuz 2013 Salı

 

Deniz; doğanın sonsuz enerjisini kendi lehinize kullanmayı, İnsan sevgisini, terbiyeyi, birbirine saygıyı, tasarrufu öğretir... Denizle barışık yaşıyorsan sana çok şey verir."

 

1860 yılında Karaman'dan gelip, Çiftlik köyünü kurmuş ataları... 1950 yılında Çiftlik'te doğmuş Aksona Mehmet. Tarlada çalışmak zor gelmiş, kaçıp Mustafa Cengiz'in teknesinde süngerciliğe başlamış... Mayıs'tan Eylül sonlarına kadar sünger teknelerinde yaşamış, yüzünü deniz suyuyla yıkamış...

Rasim Özgürel : Sizi herkes Aksona Mehmet olarak tanımakta. Aksona lakabı neyi anlatıyor?

Aksona Mehmet : "Aksona" süngercilerin yüzlerce kere tekrar ettiği bir kelime. Yabancılar buna "dekompresyon", kısaca "deko" diyorlar. Dalgıçlar denize daldıklarında hava solumaktadırlar. Soludukları bu havanın içerisinde % 79 oranında bulunan azotu da alırlar vücutlarına. Dipte basınç altında vücuda alınan bu gazların yukarıya deniz yüzüne çıkarken belirli metrelerde beklenerek yapılan dinlenmelerde vücuttan atılması ve denge sağlanması işine "aksona" deniyor. Birçok teknede süngercilik, kaptanlık yaptım ve 1981 yılı Kasım ayında kendi teknemi alayım dedim. Ziraat Bankasının sağladığı kredi ile Torba'da bulduğum Ziya Usta'nın teknesi olan Şafak adlı tekneyi aldım. Gittim, baktım tekneye, tamam. Düşündüm teknenin adını ne koyayım diye. Sonra "AKSONA" koydum. Zira biz sünger avcıları için önemli bir kelime idi. O günden sonra bana Aksona Mehmet dediler. Hoşuma da gidiyor bu. Sünger avcısı olarak, deniz kültürünü sünger avcılığından alan bir insanım. Onların terbiyesi ile onların eğitimi ile büyüdüm. Bodrum'da çok eskilere dayanan kayıtlara göre 1700 yıl önce buralarda yaşamış "Opianus" isimli birisi Güney Ege süngercilerinin ne kadar zor bir iş yaptıklarını anlatıyor. Halikarnas Balıkçısı "Deniz Gurbetçileri" isimli kitabının başında M.Ö. 3.yüzyılda yaşamış olan Opianus'un sözlerine yer verir;

 

"HİÇ BİR ÇİLE SÜNGER AVCILARININKİNDEN DAHA KORKUNÇ, 
    HİÇ BİR ÇABA ONLARINKİNDEN DAHA ZOR DEĞİLDİR."

 

R.Özgürel : Sünger nedir, nerede kullanılır, kaç çeşit sünger vardır? Bu konuda biraz bilgi verir misiniz?

Aksona : Sünger deniz dibinde kayalara yapışık olarak yaşayan tek hücreli bir canlıdır ve planktonlarla beslenir. Ülkemiz denizlerinde ticari değeri olan veya olmayan pek çok sünger çeşidi vardır. Deniz biyologları sayılarının yüzleri aştığını söylerler. Ekonomik olan, ticari olan cinsi ise 5-6 tanedir. "Karamanya süngeri" de denilen "Akdeniz Bal Peteği" cinsi olanı en makbul olanıdır. Karamanya aslında bizim süngercilik dilinde Bodrum'dan Antakya Samandağı'na kadar olan kıyı şeridine verilen addır. Süngerci aslında "Akdeniz'e süngere gidiyorum" demez. "Karamanya'ya gidiyorum ya da çıkıyorum" der. Yurtdışından bir alıcı, sünger tüccarı geldiğinde "Karamanya süngeri" denildi mi delirir, çünkü en iyi süngerdir bu. Bir de "Türk Fincanı" denen, bizim süngerciler arasında "Melat" adı verilen bir sünger vardır. Sonra İpsator yani "Fil Kulağı" denilen yassı ve çok nadir bulunan bir sünger vardır. Bunlar, ekonomik, ticari değeri olan süngerlerdir. Süs olarak kullanılan süngerler de vardır; Şumba ve Marmara denizinden çıkarılan Mandaba gibi... Elde edilen süngerin %5'i yurt içinde tüketilir. Süngerin çıktığı devirlerde % 95'i ihraç edilirdi. Bodrum'dan yapılan sünger ihracatı ile ülkeye döviz girdisi sağlanmıştır. Süngercilik tehlikeli bir meslektir. Pek çok süngerci vurgun yemiş, sakat kalmıştır. Pek çok insan ölmüştür. Kıyılarda bilinmeyen yerlerde mezarlar vardır süngerde ölenlere ait, Ege ve Akdeniz kıyılarında bir yerlerde. Bugün Bodrum'da denizcilik, tekne yapımcılığı bu kadar ilerlemiş ise bunların temelinde sünger avcılığı, sünger avcıları vardır. Ama insanlar bunu unutuyorlar. Bugün artık süngercilik unutulup gitti.

R.Özgürel : Süngerciliğe ne oldu, niye unutuldu, geleceği nedir süngerciliğin ve bundan sonra ne olacak?  

Aksona : Zamanla yaşam farklılaştı, Bodrum'a turizm geldi. Gençler daha kolay olan ve tehlikesi olmayan turistik tekneleri tercih ediyorlar. Süngercilik gibi tehlikeli mesleklere rağbet etmiyorlar. Yeni nesil küçük teknelerde mahrumiyet içinde çalışmak istemiyor. Benim şu ufacık teknemde 7 kişi süngere çıkardık. Onun içinde yatar, onun içinde yemek yer, 5-6 ay yaşardık. Süngerden geri döndüğümüzde insanlara,ortama uzun süre uyum sağlayamazdık. Yabancılık çekerdik, psikolojimiz bozulurdu. Ben şimdi anlıyorum o zamanki tavırlarımızın psikolojik bozukluk olduğunu...

Sonra 1986 yılında süngere bir hastalık geldi. Sünger dipte, denizin dibinde eriyip gidiyordu. Tabii sünger azaldı, süngercilik ekonomik olmaktan çıktı. Zira 5-6 kişiyi doyurmak zorundasın. İaşesi, mazotu, dalgıçların payı... Tabii vazgeçtik biz de süngercilikten. Elbette biz de para kazanmak için yapıyorduk bu işi. Ama sünger olmayınca ben dahil pek çok süngerci iş değiştirdi. Hala arada bir dalarım, ama o da keyif için. Aslında tarih boyunca süngere hastalık girmiş ama sonra düzelmiştir. Ama öyle ya da böyle bu tekneler yaşatılmalıydı. Zira bu tekneler bir okuldur. Burada usta çırak ilişkisi ile çark döner. Burada gençlere denizcilik ve dalgıçlık öğretilir ve sonuçta iyi bir denizci olunur. Her kaptan her gemici iyi bir dalgıç olamaz ama bir dalgıç, iyi bir gemici, iyi bir kaptan olur. Yani bu çark durmamalıydı ama durdu. Bürokratlara çok anlattık süngerciliği... Bu süngercilik yüzyıllar boyu ne badireler atlattı, ne ekonomik krizler, ne hastalıklar. Ama işin üzücü yanı da; Bodrum'da kurulan "Balıkçılık ve Sünger Araştırmaları ve Geliştirme Enstitüsü" kurulduktan sonra süngercilik bitti. Burası için zorlukla istimlakler yapıldı, basınç odaları kuruldu, doktorlar tayin oldu ama süngercilik bu enstitünün zamanında yok oldu. Enstitüde Erdener Çeri vardı, onu da görevden aldılar o zamanlar, bu iş de bitti.

R.Özgürel : Bir aralar sünger avlamak yasaklanmıştı.

Aksona : Süngercilik yok olduktan sonra sünger avı yasaklandı. Belirli yerlerde tamam anlarım koruma amaçlı yasaklarsın, mesela Saroz körfezinde. Ama deniyor ki banyo süngeri yasak. Allah Allah "banyo süngeri" diye bir sünger yok ki yasaklayasın. Yani zeka fukaralığı derim ben buna, kardeşim plastik süngerden kesersin bir parça olur banyo süngeri, kaba süngerden kesersin avuç içi kadar bir parça, kullanırsın banyoda olur sana banyo süngeri. Neyi kastediyorlar bu banyo süngeri ile ben anlayamıyorum. Gelecekte süngercilik olsa ne olur yani. Serbest olsa kaç kişi gider şimdi süngere. Süngeri kaç kişi tanıyor, kaç kişi biliyor bu işi.

R.Özgürel : Yurt dışında veya komşu ülke Yunanistan'da süngercilik ne durumda?

Aksona : İki adım ötemiz Yunanistan. Çıplak gözle baktın mı Turgutreis'ten karşısı Kalimnos. Dünyanın süngercilik merkezi. Oraya gidiyorum bazen. Orada insanlar bu işi yaşatıyorlar. Özel bayramlar yapıyorlar, tekneleri koruyorlar, teşvik ediyorlar süngerciliği Girişimci insanlar gitmişler, araştırmışlar dünyada nerede sünger var diye. Sonunda Atlantik'in öte yanında Florida sahillerini bulmuşlar. Orada, Bahamalar'da şirketler kurmuşlar, oralara yerleşmişler sünger avlıyorlar. Şimdi dünyada Amerikan süngeri hakim. Avladıkları bu süngeri Kalimnos'a gönderiyorlar, burada süngerler işleniyor, paketleniyor ve dünyaya "Yunan süngeri" diye pazarlanıyor. Atölyelerin depoları ağzına kadar sünger dolu. Süngerleri sınıflandırıyorlar, paketliyorlar ve modern bir tarzda piyasaya sunuyorlar. Bizim burnumuzun dibinde, her türlü devlet desteği arkalarında çalışıyorlar. Bizde ise bu konuda bilgi sahibi olmayanlar masa başına oturup süngeri koruyacağız diye bir takım yasaklar koyuyorlar. Şimdi belki süngerci yetiştiren okullar açacaklar. Belki böyle kurtarırız diye düşünüyorlar.

R.Özgürel : Sünger teknelerinden bahseder misiniz? Sünger avına nasıl gidilirdi? Bunun özel bir yöntemi var mıydı?

Aksona : Kış oldu mu kaptanlar köy köy gezer, dalgıçları bulur onlara avanslarını verirlerdi. Sünger öyle yakalandığı zaman hemen nakde çevrilen bir mal olmadığından dalgıçların geride kalan aileleri için ön ödeme şarttı. Süngercilik genç ve sağlıklı insan yapısına dayanan bir meslek olduğundan onların ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu. Böylece ekipler kurulup ayarlanırdı. Süngercilikte iki tip tekne vardır. "Sığ Su Makinaları" ve "Mancornalar". Sığ Su Makinaları; artık uzun seneler bu işte çalışmış ve yorulmuş süngercilerin çalıştığı, 30 metreye kadar dalarak sünger avlayan teknelere verilen addır. Süngerci aile baskısı altındadır. Aileler korkarlar evladım vurgun yiyecek, ölecek diye... Bu yüzden onların bir an evvel karada iş tutmalarını, süngerciliği bırakmalarını isterler(di). Dışarıda ne yapacaksın; ya Karaova'ya tütüne gideceksin ya da Milas'a pamuk çapasına. İşte bu süngerciler Sığ Su Makinalarında çalışırlardı. Yani yaşı biraz geçmiş ama çalışmak isteyen fakat derin sularda olmak istemeyenlerin tercih ettikleri tarz bir süngercilikti bu. Mancornalar ise; derin sularda avlanan genç ve dinç süngercilerin çalıştığı tip sünger avcılığı içindir. Mancornalar üç tekneden oluşurdu. Birincisi "Aktarma" dediğimiz dalgıç pompalarının ve dalgıçların olduğu tekneler. İkincisi, "Depozito" denilen kumanyanın, sünger çuvallarının olduğu tekneler. Üçüncüsü ise daha çok yaşlı ve tecrübeli süngercilerin olduğu ve "Taşarı" denen tekneler. Tşarı teknesinin kaptanları denizi ve deniz dibini çok iyi bilirlerdi. Bunlar her sabah çok erkenden denize çıkarlar ve "gangavi" denen 2-3 metre uzunluğunda ve üzerinde terazi gibi çengelleri olan bir demiri ince ipe bağlı olarak denize atarlar ve çekmeye başlarlardı. Ne zaman gangavi bir taşa takılırsa oraya bir kabak atarlardı (şamandıra gibi). Böylece taşlara kabak bağlaya bağlaya giderlerdi.Arkadan sabah hafif kahvaltılarını yapmış dalgıçları taşıyan aktarma teknesi gelir ve ilk dalgıç ilk kabağa dalardı. Her dalgıç her gün iki kez dalış yapardı. İlk dalma sırası her gün değişirdi, dün birinci olan bugün sona geçerdi. Günlük dalışlarını bitiren dalgıçlar akşam dönerler ve depozitoya yanaşırlardı. Akşam hep birlikte yemek yenir, sohbetler edilir sonra da ertesi günkü işlerine dinlenmiş olarak devam edebilmek için uykuya yatılırdı. Böyle bir sünger avı hemen hemen 5 ay kadar devam ederdi. Süngerciler Mayıs ayında kumanyalarını tedarik ederler ve denize açılırlar, ancak Eylül ayı sonlarında Bodrum'a dönerlerdi.

R.Özgürel : Biz ülke olarak bir kaç deniz kıyısı şehri veya kasabası haricinde denizi pek sevmiyoruz. Sırtımızı dönmüşüz...

Aksona : Evet. Eğer bugün denizci nitelikli bir ülke olabilseydik bulunduğumuz konumdan en az 50 yıl daha ilerde olurduk. Peki ne yapmak gerekiyor? Öncelikle eskiden ders almamız, yapılan hataları telafi etmemiz gerekiyor. Bir kere "ben" demeyi kaldıracağız, "biz" demesini öğreneceğiz. Böylece sağlıklı kararlar alabiliriz, böylece belki durumu düzeltebiliriz.

 

Yukarıdaki  "SÜNGER, SÜNGERCİLİK VE BİR SÜNGERCİ; AKSONA MEHMET"  başlıklı yazı;  Bodrum Ticaret Odası Yayını olan, "BOD®UM MAVİ" derginin 6. sayısından,  A.Rasim ÖZGÜREL'in   "AKSONA MEHMET başlıklı yazısından alınmıştır.

 

AKSONA İLE TANIŞMA VE SOHBET

 

Aksona Mehmet adını çok uzun zamandır duyardım. Sonra Bodrum Ticaret Odasının yayını olan MAVİ derginin 6. sayısında A.Rasim Özgürel’in Aksona ile yaptığı söyleşiyi (yukarıdaki metin) okudum. 20 Eylül 2006 akşamı, Bodrum Ticaret Odasının almış olduğu ISO 9001:2000 kalite belgesinin takdimi ve MAVİ derginin 1. yılı kutlaması için düzenlenen gecede Aksona ile tanıştık. Daha sonra ben ona, “biz gerçek hemşeriyiz, siz Çiftlik’lisiniz ben de Pınarlıbelen köyündenim” dedim. Bir defa daha ve daha teferruatlıca tanıştık. Ayak üstü (lafın gelişi ayak üstü işte, ben ayak üstü nasıl durayım!) kısa bir sohbet ettik. Kendisini köye davet ettim. “Tamam geleceğim, ben seni kim olarak sorayım, nasıl bulayım” dedi. “Etrim’i biliyor musun?” dedim, “bilmez miyim?” dedi. “Karanlık’ı biliyor musun?” dedim, yine aynı cevap. O zaman Karanlık’a gelince “kimin bağı var diye sorsan söylerler” dedim. Ya da ailemizin büyük adını söylesen de olur deyip, bu adı da söylediğimde, “deme ya, sen onların oğlu musun?” dedi. Meğer çocukluğu bizim oralarda tütün tarlalarında geçmiş.

Ayrılırken telefon numaralarımızı da almamıştık. Ben, vakit bulup gelebilir mi acaba, yoksa unutur mu diyordum. 4 gün sonra (bugün, 24 Eylül 2006) Pazar sabahı saat 09:00 da daha ben uyuyorken (gece çok geç yatmıştım çünkü) kardeşiyle geldiler ve çok güzel bir sürpriz yaptılar. Hatta Mumcular pazarına bile uğramışlar. Epeyce uzun ve güzel bir sohbet ettik.

Çok hoş sohbet, görmüş geçirmiş, iyi bir insan. Zaten ömrünü denizde geçirmiş bir deniz insanı başka nasıl olabilirdi ki…

Tekrar görüşmek üzere Aksona…

 

25.02.2007 TARİHİNDEKİ ZİYARETİNDEN ; 


Bugün Pazar. Epeyce bir süreden sonra Aksona ile tekrar görüştük. Yeğeni Mehmet Ali'yle geldiler ve uzunca bir sohbet yaptık. Aksona ile sohbet bitmez ama zaman sınırsız değil işte. Tekrar görüşmek üzere Aksona...

Aksona, yazmış olduğu MANCORNALAR DESTANINI'nın bir kopyasını bıraktı bana. Süngerin, Süngerciliğin ve bir Süngercinin yazıldığı bu sayfada, bu destan da olmalı...

Kainat denizlerinin efendileri,

Arılar gibi üretken, yürekleri sevgi dolu sevgili Mancornalar,

Dikkat! Kaptanınız konuşuyor;

BU BİR MANCORNALAR DESTANIDIR

Karamanya'nın ve Ege'nin mavi derinliklerinde sarı yosunlarız biz

Sarı yosunların arasında, sarı altınlara dönüşen siyah incileriz biz

Sünger gözeneklerinde hayat dolu hücreleriz biz

Kızgın güneşin altında bir yudum su gibi sevgi dolu yürekleriz biz

Koylarında, kumsallarında, kaya üstlerinde nice mezarlar bıraktık biz

Kalendeki burçlarında, köşe taşlarında, tersanelerindeki ırgat diplerinde,
Tirhandillerin bodoslamalarında silinmez izler bıraktık biz

Karpas'ta, Silifke bangosunda, Anamur'da, Ege'de
acı sularla örselenmiş sevgi dolu yürekler bıraktık biz

Yüzyıllar evvelden Oppianus'ların, Heredot'ların yüreklerinde,
Halikarnas Balıkçısı'nın eserlerinde silinmez izler bıraktık biz

Çanakkale'den Karpas'a mezar taşları beyaz köpüklü dalgalar olmuş
nice canlar bıraktık biz

Biz Mancornalarız, mavi derinliklere yüreklerini gömmüş büyük
ustalardan süzülerek gelir bilgimiz

Yüreğimizin derinliklerinde taht kurmuş yaşatmaktayız sizleri biz

Esti yine meltem rüzgarı, doldu yelkenlerimiz

Adımız MANCORNADIR, mavi deryaların altında ve üstünde kelebekler gibi uçarız biz.

AKSONA

 

 Aksona Mehmet'in Web Sitesi : www.aksona.com

 Aksona Mehmet, Sünger, Süngercilik, Tirhandil, Mavi Tur ve dahası için bu siteyi ziyaret edebilirsiniz.

 

Önceki Yazı Sonraki Yazı
Fotoğraflar

© 2009 bodrumbaglari.com

Tasarım & Yazılım : OrijinalRenkler