Ana Sayfa   |   Benim Sayfam   |   Bağcılık & Şarap   |   Zeytin & Zeytinyağı   |   Karaova Yöresi   |   Bodrum Hakkında   |   İletişim

Bodrum Hakkında

Bodrum'un Tarihi ve Kültürel Değerleri

Bodrum'un Tarihçesi ve Bodrum Hakkında Yazılar

Lelegler ve Theangela

Bodrum Yarımadası

Bodrum Türküleri

Bodrum Hakkında -> Bodrum'un Tarihçesi ve Bodrum Hakkında Yazılar
Bodrum'un Tarihçesi; Antik Çağlardan Günümüze Bodrum
11 Temmuz 2013 Perşembe

 

Güneybatı Anadolu’da Muğla ili ve çevresini içine alan bölgenin yerleşik ilk halklarından biri olan Karia’lılar, kültürlerini ve geleneklerini M.Ö. 3500 lerden M.S. 4. y.y’a kadar koruyabilen nadir kavimlerden biridir.

Sümer kaynaklarında Batı Anadolulular “denizin yüreğinde yaşıyan insanlar” diye tarif edilirken, antik Mısır kaynaklarında da “denizden gelen tunç adamlar” diye tanıtılırlar.

İyi bir asker, korkusuz denizci ve savaş yeteneği iyi korsanlar olarak bilinirler. Ama unutmayalım ki korsanlık o çağda hem saygın bir iş, hem de yaşam biçimidir. Karia’lılar tarihteki ilk paralı askerlerdir ve baskın denizci/savaşçı kimlikleri nedeniyle Ege’de ve tüm Doğu Akdeniz'de varlıklarını göstermişler, öyle ki Mısır firavunları bile kendilerine Nil kıyısında toprak vermiştir savaşlarında gösterdikleri yararlıklar nedeniyle.

M.Ö. 3000'lerde Yunanistan’a ilk maden kültürünü getirenlerin, “Batı Anadolu Göçleri” ile Anadolu’dan adalara ve Girit’e yayılan Karia, Leleg, Pelasg ve bu gibi kavimler olduğu, filolojik deliller, keramik, ana tanrıça, boğa ve çift ağızlı balta kültü ve mezar buluntularıyla ispatlanmıştır.

Antik kaynaklara göre M.Ö. 2000'lerde Karlar tüm Ege ve adalara hakimdirler. Ancak Girit Kralı Minos’un, tarihte ilk kez kuvvetli bir donanma kurarak, tüm Ege adalarını hakimiyeti altına aldıklarında Karlar'da Kral Minos’a vergi yerine savaş gemisi veren bir kavim olarak görülürler. Tarihin babası Herodotos, “Karia soyu o zamanlar soyların en ünlüsü ve kalabalığıydı” der. Karialılar bir müddet Minos’un boyunduruğunda yaşamışlarsa da bilahare tedricen Batı Anadolu’ya yani asıl anayurtlarına geri dönmüşlerdir.

M.Ö. 1200'lerde Yunanistan kuzeyden gelen büyük bir göç dalgasıyla sarsılır. Yunanistan’ın istilasının ardından, hem kuzey kavimleri hem de güney kavimleri diye adlandırılan çeşitli kavimler Anadolu kıyılarına, verimli topraklara doğru göç etmeye başlarlar. Göçlerle Anadolu’da dengeler değişir. Hitit imparatorluğu yıkılır. Troja tahta at hilesiyle ele geçirilip, tahrip edilir.

İzmir’li ozan Homeros’un epik bir dille anlattığı İliada destanının ana konusu Troja savaşı olup, bu savaş tarihteki ilk doğu – batı çatışmasıdır. Ozan bu destanda Karialılar, Lelegler, Likyalılar gibi Anadolu kavimlerinin, Troja kralı Priamos’un yanında Helenlere karşı kahramanca savaştıklarını anlatır. Bir aşk hikayesiyle gündeme gelen savaşın ana nedeni ise ekonomik olup, Boğazların hakimiyeti, Karadeniz’e ve Anadolu’ya, yani yeni zenginliklere ve verimli topraklara doğru açılmadır.

Yoğun göçlerle gelen kavimlerden Aioller, Batı Anadolu’nun kuzeyine; İonlar, Batı Anadolu’nun orta kısmına; Dorlar'da Batı Anadolu’nun güneyine, özellikle Karia bölgesine yerleşip yerli halkla karışırlar. Bu karışma bazı yörelerde kolayca olurken, Karların savaşçı karekterleri nedeniyle Karia’da daha zorlu olur.

Dalgalar halinde gelen göçlere Karlar bir süre dayanırlarsa da, göçe karşı koyamayanlar dağlık iç yörelere doğru çekilirler. Bu nedenle Dorlar sadece Karia’nın kıyı kesimlerine yerleşebilmişler (Halikarnassos gibi), iç Karia’ya nüfuz edememişlerdir. Bölgeye gelen göçlerin büyük bir kısmı da Adalar üzerinden Karia’ya ulaşmıştır.

Halikarnassos’a gelerek yerli halkla karışan Dorların, M.Ö. 700’lerde Antheus başkanlığında, Peleponez yarımadasındaki Troizen’den geldiği ve o tarihte Zephyria adası olarak adlandırılan, bugünkü Bodrum kalesinin olduğu alana yerleştikleri zannedilmektedir. Halikarnassos bu arada Dor Hexapolisi’ne kısa bir süre için girerse de, kısa sürede birlikten ayrılır ve şehir hızla Dor karekterini kaybederek İonlaşır.

M.Ö. 6. yy. da Karialılar Lydia egemenliğinde otonom bir idareye sahipler. Zaten Lydialıları kardeş ulus sayarlar ve inançlarına göre sadece Kar kökenli insanların girmesine izin verdikleri Mylasa’daki kutsal hac yeri Zeus Karios tapınağına onları da kabul ederler.

M.Ö. 546’da Persler Lydia kralı Krezüs’ü yenip, Lydia İmparatorluğuna son vererek Anadolu’yu istila ettikleri zaman, Karialılar hemen bir federasyon kurup ayaklanırlar ve ciddi şekilde direnirlerse de yenilip dağlara çekilirler. Yaklaşık bir nesil sonra İonyalıların Perslere karşı yaptıkları ayaklanma girişimine Karlar da katılmışlar, İonların yenilmesine karşın direnişlerini yıllarca sürdürmüşler, ancak Lade deniz savaşından sonra tüm Batı Anadolu şehirleri gibi Pers hegamonyasına girmişlerdir.

Persler bu arada şehirlerin bağımsızlık ruhunu tahrip etmek için bölgedeki küçük tiranları destekleyip teşvik ederler. Halikarnassos tiranı I. Lygdamis’in kızı Artemisia I, bu esnada dünyanın ilk kadın amirali ve Asiatik bir savaşçı olarak karşımıza çıkar. (bk. Dünyanın ilk kadın amiralleri) M.Ö. 480’deki Salamis Savaşında Pers İmparatoru Kserkses’in yanında bir Anadolulu kadın olarak savaşa katılır ve yenilen Pers donanmasına karşın filosunu savaştan yara almadan kurtaran bir amiral olarak tarihte yerini alır.

Salamis savaşı sonrası Atinalıların kurduğu Attika-Delos birliğine Karia şehirleri de diğer Batı Anadolu şehirleri gibi bir süre dahil olurlar. İşte bu dönemde Helen kültürü baskın çıkarak, Karia medeniyetine ilk nüvelerini atmaya başlar.(M.Ö. 446) Ancak Atina ile İsparta arasındaki 30 yıl savaşlarından sonra Atina’nın yenilmesiyle Attika-Delos Birliği dağılır ve Karia bir süre demokratik idareye kavuşursa da Perslerle yapılan Antialkidas Barışından sonra Batı Anadolu Karia dahil tekrar Pers kontroluna girer. (M.Ö. 386) İşte bundan sonradır ki, Pers idaresi altında Karialılarn en parlak dönemi başlar. Persler bağımsızlık ruhunun gelişmemesi için yöresel satraplara (vali / tiran) yetki verirler ve çıkarları gereği iç işlerine karışmazlar.

M.Ö. 387‘de Pers krallığından en fazla itibar gören tiran sülalesi Mylasa’da (Milas) Hekatomnidler Sülalesi olarak karşımıza çıkar. Sülalenin kurucusu Hyssaldomos, sonra oğlu Hekatomnos ve en meşhur satrap da onun oğlu Mausollos’dur. Mausollos M.Ö. 377’de tahta geçer ve 24 yıl Karia’yı mutlak hakim olarak yönetir. Başkenti Mylasa’dan alıp stratejik önemi nedeniyle Halikarnassos’a taşır. Antik dünyanın en önemli mimarlarını getirterek şehri baştan inşa ettirir. Çağdaş yapılarla donatır, muhkem surlar, kendine görkemli bir saray ve tiyatroyu yaptırır.

Elverişli limanları nedeniyle kenti ticaret merkezi haline getirir. Yarımadada yer alan 8 Leleg şehrinden 6 sının nüfusunu zorla Halikarnassos’a taşıtır. İmar faaliyetleriyle birlikte Yunanistandaki en usta mimar ve heykeltıraşlar Karia’ya akar ve bir anlamda Mausollos Karia’yı Helenleştirme planının mimarı olur.

Ama en önemlisi Mausollos ismini ölümsüz kılmak için hem Yunan medeniyetinden, hem Mısır piramitlerinden, hem de Anadolu’nun özgün motiflerinden esinlenerek ve bir doğu-batı sentezi olarak anıtsal mezar binası mozolenin inşaatına başlamış, Helen sanatına duyduğu yakınlıkla meşhur heykeltraş Skopas’ı Atina’dan getirtmiştir. O da heykeltıraş Timotheos, Laohares ve Karialı heykeltıraş Bryaksis’i yanında çalıştırmıştır. Bu 4 heykeltraş mimar Pytheus’un başkanlığında işe koyulur. Ama Mausollos mezarın bitişini görmeden ölmüş, karısı ve kızkardeşi Artemisia II mezarın bitmesi için uğraş vermiş, ancak onun da ömrü vefa etmeyince sanatçılar bu büyük eseri, sadece sanatın şerefi için para bile almadan bitirmişlerdir.

Antik kaynakların bildirdiğine göre anıt aşağı yukarı 50 m yüksekliğinde olup, tahminen 20 katlı bir gökdelen gibidir. En altta dikdörtgen tabanlı yüksek bir kaide, üzerinde 36 adet İon sütunlu mabedi andırır bir yapı, onun üzerinde 24 basamaklı piramidal bir çatı ve en üstte de dört atlı araba ve içinde Mausollos ile II. Artemisia’nın ayakta heykelleri yer alır.

Anıtın dörtbir yanını çevreleyen perdahlı mermerden insan ve hayvan heykelleri büyük bir realistlikle yontulmuş olup çok etkileyici ve kusursuz birer heykeltıraşlık örneğidir.

Mausollos ve Artemisia’nın heykelleri ile, frizleri, insan ve hayvan heykellerini ve diğer mimari parçaları bugün British Museum’da görmek mümkündür. Arkeolog C.T. Newton 19. yy. a kadar kale duvarını süsleyen frizleri, Mausoleum alanında yaptığı kazıda bulduğu insan ve hayvan heykelleri ile diğer mimarı parçaları (bir kısmını Sultan Abdülmecid’in müsadesiyle) Londra’ya götürmüş olup, Mausoleum’daki yarı kapalı sergi salonunda ise tek bir orijinal friz, yapının maketi ve orijinal frizlerin alçı kopyaları sergilenmektedir.

Büyük İskender M.Ö. 334'de kendisine nadir direnç gösteren şehirlerden biri olan Halikarnassos’u çetin savaşlar sonucu ele geçirip yakıp yıkılması için emir verdiği halde, bu görkemli anıta elini bile sürmemiştir.

M.S. 1304'deki büyük Anadolu depremi ile yıkılan ve o güne değin 1500 yıl ayakta kalan bu olağanüstü yapının yeşil renkli masif taşları ile sütun gövdeleri Bodrum kalesinin inşasında St Jean şövalyeleri tarafından kullanılmıştır.

Aslında satrap Mausollos gerçekten kendini ölümsüz kılmış, dünya dillerinde anıtsal mezar olarak bilinen “mozole” kelimesini bugünlere miras olarak bırakmıştır.

Mausollos’un M.Ö. 353'te ölmesi üzerine tahtına hem karısı hem kızkardeşi olan Artemisia II geçer. Kocasının ölümünden istifadeyle Rodoslular bir kadın satrabın hakimiyeti altında kalmak istemeyip kendilerine savaş açtıklarında, o da aynen atası I. Artemisia gibi usta bir denizci olduğunu ispatlar, Rodos’a sefer yapıp onları tamamen hakimiyetine alır ve dünyanın ikinci kadın amirali sıfatını hak eder.

Artemisia II ölünce yerine, kız kardeşi Ada ile evlenen ağabeyi İdreus tahta geçer. Karia’yı Kraliçe Ada ile Idreus birlikte yönetirler (M.Ö. 35l-344) ve Karia’nın parlak günlerini sürdürürler. İdreus’un ölümüyle Karia’nın başına sülaledeki en küçük kardeş Piksadoras geçer ve ablası Ada’yı Alinda şehrine (Aydın/Karpuzlu) sürgün olarak gönderir. (M.Ö. 340)

Kraliçe Ada’nın manevi evlat edindiği Büyük İskender gençlik yıllarında, Piksadoras’ın kızı II. Ada ile evlenmek istersede düğün gerçekleşmez ve Piksadoras kızını bir Pers asılzadesi olan Orontabathes ile evlendirerek tahtı M.Ö. 335’e kadar onunla paylaşır. Ölümünden hemen sonra da M.Ö. 334’ de Büyük İskender Anadolu’yu işgal eder.

Büyük İskender Dardanel’den (Çanakkale Boğazı) güneye doğru inerken ve tüm şehirler kendisine altın anahtar sunarken ilk Halikarnassos direnir bu genç adama. İskender şehri Mylasa kapısından alamayınca Myndos kapısını 3 ay süreyle kuşatır. Çetin savaşlar sonucu şehri alınca da Mausoleum hariç her yerin yakılıp yıkılmasını emreder.

İzmit’li tarihçi Arrianus “İskender Anabasisi” adlı eserinde bu kuşatmayı ve halkın nasıl direndiğini detayıyla anlatır. İskender’in kuşatması Halikarnassos’a ağır bir darbe olur ve şehir eski önemini ve ününü bir çırpıda kaybeder. İskender böylece Karia’da Pers satraplığı dönemini kapar ve bölge satraplığını tekrar İdreus’un karısı I. Ada’ya verir ve Lykia’ya doğru yoluna devam eder. Alinda’da sürgün kraliçe Ada böylece ikinci kez Karia’ya satrap olur.

Bodrum’da l989 yılında bir temel kazısı esnasında ortaya çıkan mezar odası ve içinde soyulmadan günümüze kadar gelen lahitin, içindeki buluntulara dayanılarak Kraliçe Ada’ya ait olduğu sanılmaktadır. Karia’lı prensesin kafatası İngiltere’ye gönderilmiş ve özel bir yöntemle etlendirilerek, 2400 senelik sonsuz uykusundan uyandırılmış ve yeni yüzü, bedeni, giysileri ile ayağa kaldırılmış ve bugün tüm ihtişamı ile Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Karialı Prenses salonundan ziyaretçilerini selamlamaktadır.

Büyük İskender’in M.Ö. 323'de çok genç yaşta ve zamansız ölmesi üzerine yarattığı muhteşem imparatorluk parçalanır. Kraliçe Ada’nın ne olduğu ve Karia’ya daha ne kadar hükmettiği meçhuldür. İmparatorluğu yıllar süren kavga ve kargaşayla İskender’in generalleri (6 adet) sahiplenir ve bu paylaşımın yarattığı kaostan Karia bölgesi ve tüm Anaolu kötü bir şekilde etkilenir.

İskender’in ölümüyle Karia satraplığı sırayla bir süre kumandan Asandos, general Antigonos ve general Lysimakhos’un idaresi altına girer. Bilahare imparatorluğun ilk taksiminde Mısır’a yerleşmiş olan general Ptolemaios ve halefleri döneminde Karia kıyılarına yapılan seferler sonucu Karia’nın bir süre de Ptolemaioslar hakimiyeti altında olduğunu ve Mısır’a vergi yerine yılda bir trireme (üç sıra kürekli savaş gemisi) vergi verdiğini biliyoruz. Bu da Karialıların savaş gemisi yapma geleneklerini halen sürdürdüklerini gösteren bir kanıt olması açısından önemlidir.

Bölgede süregelen iktidar çatışmalarında Karia, Batı Anadolu ile birlikte bir kez de General Selevkos haleflerinin kontrolu altına girer. (M.Ö. 268) Aynı yıllarda tahminen birincisinden 300 yıl sonra Karlar, II. Karia Federasyonunu toplarlar ve direnme kararı alırlar. M.Ö. 3. yy. da kurulan birlik M.Ö. 1. yy. a kadar varlığını sürdürse de Karia üzerinde oynanan oyunlar nedeniyle Karia yavaş yavaş eski görkemli günlerini yitirir ve Romalıların Anadolu’yu ele geçirmesiyle beraber, M.Ö. 167‘de Roma Senatosunun da kararıyla özgürlüğüne kavuşur. M.Ö. 129’da Romalıların Anadolu’da ilk eyaletlerini kurmalarıyla da Roma’ya bağlı Asya eyaletinin bir parçası durumuna geçer.

M.Ö. 43’te Roma’daki iktidar savaşları esnasında, Sezar’ın katilleri Brütüs ve Kassius Myndos’u (Gümüşlük) karargah olarak kullanınca özellikle Halikarnassos çok zarar görür ve bölge devamlı sömürülür. M.Ö. 42'deki Filibe savaşında Brütüs ve Kassius ölünce zafer Antonius ve Oktavianus’un olur ve Anadolu Antonius’un payına düşer. Ancak Antonius Kleopatra’nın cazibesine kapılıp Anadolu’yu savunmasız bırakınca Parth kralı Romalılara karşı savaşmayı kafasına koyar ve Anadolu’ya saldırır ve bu savaşlar esnasında Karia çok büyük yaralar alır.

Bu arada Antonius Anadolu’da idareyi ele alır ve Karia’ya Parthlara kerşı çıkmaları için büyük bir ordu yollar. Parthları altedip işleri yoluna koyan Antonius, tekrar Kleopatra’nın yanına sefahat hayatına dönüp, bir de dünyanın tek hakimi olduğunu ilan edince, Oktavyanus’un sabrı taşar ve M.Ö. 31'deki Aktium deniz savaşında Antonius ile Kleopatra’yı yener. Böylece Roma’da Cumhuriyet dönemi sona ererek İmparatorluk dönemi başlar.

Geçen yıllarda en çok zarar gören bölge olan Karia, özellikle Oktavianus döneminde yöredeki tek otonom bölge olarak tamamen özgür bırakılır. Roma halkının dostu ve yandaşı olarak kutsanır. Bu dönemde Karia şehirleri kendilerini toplarlar, ekonomi ve endüstrilerini geliştirip bayındırlık hareketine başlarlar. İç kesimleri sahillere bağlayan yollar yapılmış, halkın refah seviyesi yükselmiştir. Karia’da kalıntılarını gördüğümüz ihtişamlı Roma yapılarının çoğu bu dönemden kalmıştır.

Barış yılları M.S. 3. yy.a kadar devam ederse de Roma İmparatorluğunun zayıflaması ve M.S. 395’te imparatorluğun ikiye ayrılması nedeniyle Karia ayrı bir vilayet olarak Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna bağlanır. Hristiyanlık doğrusu benimsenmez ve bölge devamlı geriler. M.S. 654'deki Arap istilalarıyla Karia bölgesi daha da çok zarar görür ve Anadolu’daki pek çok uygarlık gibi yavaş yavaş silinir tarihten.

M.S.11. yüzyılın son çeyreğinde Halikarnassos, Türklerin eline geçmiştir. Birinci Haçlı Seferi sırasında (1096 - 1099), Bizans bölgeye hakim olmuştur. M.S.13. yüzyıl ortalarında Menteşe Beyi emrindeki Deniz Gazileri Halikarnassos’u tekrar ele geçirmişler ve buraya bir kale inşa etmişlerdir. 1402 yılında Yıldırım Beyazid Ankara savaşında aksak Timur’a yenilince Anadolu Birliği dağılmış bu arada Saint Jean şövalyeleri, Mehmet Çelebi’den İzmir’de yıkılan kalelerinin yerine Anadolu kıyılarında Osmanlılara ait bir toprak parçasında kale yapmak için yer istemişlerdir. Mehmet Çelebi Halikarnassos’u Saint Jean şövalyelerine vermiştir. Ancak, Mentese Beyi İlyas Bey, bu topraklar benimdir demiş, Saint Jean şövalyelerine silahla karşı koymasına rağmen şövalyeler Mesy adini verdikleri Halikarnassos’u ele geçirerek,Türk kalesinin bulunduğu Dor akropolü üzerinde kalelerini kurmaya başlamışlardır. Bodrum 5 Ocak 1523’de Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u fethi ile birlikte Osmanlı Türk İmparatorluğu’na tekrar katılmıştır. 1770 yılında Rus donanması Bodrum’u top ateşine tutmuştur. 1824 yılında Yunan isyanı sırasında Bodrum Türkler tarafindan bir üs olarak kullanılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında 26 Mayıs1915’de Fransız Duplex zırhlısı Bodrum’u bombalayarak asker çıkarmak istemiş, Bodrumlular’ın karşı koymaları üzerine bir çok ölü vererek geri çekilmiştir. Türkiye Birinci Dünya Savaşında mağlup olunca, Bodrum 2 Mayis 1919’da İtalyanlar’ca işgal edilmiştir. İtalyanlar kaleyi karargah olarak kullanmışlar ve halkla daha iyi geçinmeye çalışmışlardır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’da başlattığı İstiklal Savaşı, Türkler lehine gelişme gösterince İtalyanlar, 5 Temmuz l921’de işgali kaldırarak Bodrum’dan ve Muğla çevresinden ayrılmışlardır.

Evliya Çelebi 1675 yılında Batı Anadolu’ya yaptığı gezide Bodrum’a da uğrar ve şehrin limanının 200 gemi barındıracak kapasitede olduğunu seyahatnamesinde kaydeder. 1775 yılına ait Osmanlı arşiv kayıtları Rus donanmasının Çeşme’de Osmanlı donanmasını yakması sonucu, yeni savaş gemilerinin inşasının gündeme geldiğini ve bu bağlamda Bodrum’da bir tersane kurulup, 1784-1831 tarihleri arasında 38 ila 47 metre uzunluğunda çeşitli kalyonlar inşa edildiğini belirtir.

Güneybatı Anadolu’nun yerleşik ilk halklarından biri olan Karia’lılar Anadolu’nun küçük uygarlıklarından biri olmasına rağmen antik dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum ile “mozole” (anıtsal mezar binası) kelimesini ve tarihin babası Halikarnas’lı Herodotos’u ve halen yöremizde süregelen geleneksel ahşap tekne yapımcılığını bugünlere bırakan bir ırktır. Ayrıca, dünyanın ilk kadın amiralleri olarak tarihte yerini alan Artemisia I ile Artemisia II’yi, Kraliçe Ada’yı, savaşçı Kral Mausollos’u bizlere hediye eden bir kavim olmalarının yanı sıra, güçlü, dirençli, gözüpek ve hep bağımsız olmaya çalışan karekterleri ile bugünkü Anadolu insanının geçmişteki uzantısı gibidir.

 

Önceki Yazı
Fotoğraflar

© 2009 bodrumbaglari.com

Tasarım & Yazılım : OrijinalRenkler