|
Adakarası |
C.Sauvignon |
Gamay |
Kalecik Karası |
|
Merlot |
Chardonnay |
Shiraz |
Boğazkere |
 Ben ilk şarabımı 2004
yılında sofralık üzümlerimizden yapmıştım. O zamana kadar
şarap yapmanın bahsi geçer durur ama bir bahis konusu olmaktan
öteye gitmezdi. 2004 yılının üzüm mevsiminin bitmek üzere
olduğu bir günün akşamüstünde Yavuz Peker
hocam gelmese ve
onla tanışmasaydık sanırım yine eyleme
dönüş(e)meden kalacaktı.
İlk defa tanıştığımız
Yavuz hocanın şarap yaptığını
öğrendiğimde, tanışmamıza daha
da sevinmiştim. Bu konu
üzerinde konuştuk, nasıl yapılacağını falan anlattı ve fazla
geç kalmadan bir gün yapalım dedik. Ama Yavuz hocanın
bir seyahate çıkması gerektiği için o bir gün gelmedi,
gelemedi ne yazık ki. Aradığımda telefonu "Denizli'deyim"
diye açtığı zaman, ben de kendi kendime; "yahu ben bu şarabı
yapamayacak adam mıyım, zaten biraz
anlatmıştı" dedim
ve nasıl yapılacağını değişik kaynaklardan da araştırarak şarap konusunun içine daldım. Dalış o dalış işte:)
İş taa buralara kadar geldi...
(Aşağıda anlatılan,
kırmızı şarabın nasıl yapılacağıdır. Beyaz şarap yapımı biraz
daha farklılık gösterir.)
1.
Olgunlaşmış üzümlerin toplanması
2.
Çürük, kötü, olgunlaşmamış üzüm
tanelerinin (eğer varsa) ayıklanması ve tanelerin saplarından
ayrılması.
3.
Üzümlerin ezilmesi ve şıranın
çıkarılması.
4.
Ezilen üzüm tanelerinin (cibre : üzüm
şırası + tanenin kabuğu + tanenin et kısmı + çekirdek + bir
miktar sap) bir kabın içerisine konulması ve sinek, toz v.s.
den korumak için ağzının temiz bir bez
ile kapatılarak fermantasyonun ilk aşamasında ihtiyaç duyulan oksijenin
girmesi ama diğer şeylerin girmesine mani olunması.
5. İlk Fermantasyon : Yukarıdaki şekilde konulan cibrenin
ilk fermantasyonu burada başlar. Aşağı yukarı 1 gün sonra
cibrenin kabarmaya ve köpürmeye başladığı görülür.
(Aşağıdaki
fotoğrafta, 3.günde fermentasyonun ne şekilde seyrettiği,
köpürme ve kabarmanın derecesi görülmekte. İlk gün boz bulanık
olan cibrenin rengi de kabuklardan geçen renk maddeleri
vasıtasıyla böyle güzel bir renge dönüşmüş durumda.
Başlangıçta
kabın yarısının biraz üzeri seviyesinde olan cibre kaynayarak
kabarmış ve taşma noktasına gelmiştir.) Fermantasyonun
bu aşamalarında, kaynıyormuş gibi bir görüntü çıkacak ortaya.
Kaynama görüntüsünü veren kabarcıkların çıkardıkları sesler
duyulur hale gelecek. Cibrenin içerisindeki kabukların
oluşturacağı ve üst yüzeyde birikecek olan tabakanın arada bir
karıştırılması, hem kabukla şıranın teması hem de içeriye
oksijen girmesi açısından faydalı olacaktır. Ancak sık ve sert
bir şekilde yapılmamalıdır. Burada 4-7 gün kadar (kesin bir
süresi yoktur) bekledikten sonra kabuklarından (posadan)
ayrılarak (süzülerek) ikinci fermantasyon kabına alınır.
Birinci fermantasyon kabında kabuklarla yeterince temas
sağlanmış, tanen, aroma, renk maddeleri v.s. şıraya geçmiş,
muhtemelen de şıranın içerisindeki şekerin % 85’leri
parçalanmış ve alkole dönüşmüş olacaktır. Geriye kalan şekerin
alkole dönüşmesi (yani fermantasyonun tamamlanması) ikinci
kapta olacaktır. Ve artık havayla temasın kesilmesi aşamasına
da gelinmiştir. Bu aşamada şekerin parçalanması sonucu
oluşacak alkol ve karbondioksitten, CO2 nin dışarıya
atılmasını ancak dışarıdan da hava girmemesini sağlayacak
düzenek kurulmalıdır. Bunun için hazır hava kilitleri
kullanılabileceği gibi, kaba takılacak ince,temiz bir borunun
ucunu su dolu başka bir kabın içine daldırmak gibi basit bir
düzenek de işimizi görecektir. Gaz’ın (CO2) borunun içinden
geçerek suyun içinden çıktığı rahatlıkla görülecek ve bunu
izlemek zevkli olacaktır.
6.
İkinci Fermantasyon da 1 hafta kadar
sürer ve sürecin sonunda şıranın içindeki şekerin tamamı
alkole dönüşmüş olur. Bu iki şekilde anlaşılabilir; gaz
çıkışının sona ermesiyle ve ölçüm yapılarak. Ölçüm
“Hidrometre” ile yapılır. Hidrometre ile yapılan ölçüm en
doğru sonucu verir. Gaz çıkışından da anlaşılır ama bu kesin
değildir. Çünkü fermantasyon herhangi bir sebeple durmuş ve
dolayısıyla gaz çıkışı da izlenemiyor olabilir. Bu durumda
şekerin tamamı alkole dönüşmüş olmayacak, neticede de şarap
yapma işinde başarıya ulaşılmış olmayacaktır. Şekerin tamamı
alkole dönüştükten (yani fermantasyon tamamlanıp, gaz çıkışı
durunca) sonra biraz daha (10-15 gün) beklenip aktarma
yapılır. Hava tertibatı takılır. Çünkü ben epeyce sonraları
bile az da olsa gaz birikmesi olduğunu gördüm. (Nasıl mı?
şarap kaplarından birini açtığımda, gazlı bir içeceği
açmışım gibi ses çıkarmasından…) Bunun nedeni de malolaktik
fermantasyon gibi ikincil fermantasyonların olabilmesidir. (Bu
bahislere girmiyorum pek.)
Bundan sonra yaklaşık
1-1,5 ay aralıklarla diğer aktarmalar yapılır. Her aktarmada
daha az tortunun dibe çöktüğü görülecektir ve yavaş yavaş
şarap durulacaktır.
Arada yapılan tadımlarda
şarabın olduğu ve yeterli duruluğa ulaştığı görüldükten sonra (5-6 ay sonra) şişeleme yapılabilir ya da hiç şişeleme
yapılmadan da tüketilebilir.
Buraya kadar anlatılanlar
güzel bir ev şarabının nasıl yapılacağıydı.
Atladığımız bazı noktalar
(ne yaptık ne yapmadık) ve diğer bazı hususlar da aşağıya kısa notlar halinde (süreç içerisindeki sırası gözetilmeksizin)
yazılmıştır;
** Maya kullanmadık.
Üzümün üzerindeki doğal mayalar bu
işi yaptılar. Ama bu demek değil ki doğal mayalar bu işi her
zaman yaparlar. Ancak ben şimdiye kadar hep doğal mayalara
güvendim ve onlar da yüzümü kara çıkarmadılar, beni yarı yolda
bırakmadılar.
** Eğer maya
kullanılacaksa;
elde
edilen şıraya kükürtleme yapılarak 1 gün kadar bekletilir.
Böylelikle şıranın içindeki doğal mayalar başta olmak üzere
bütün bakteriler öldürülür. Kükürtleme şıranın fermantasyona
mikroorganizmalardan temizlenmiş girmesini sağladığı gibi,
erken oksitlenme tehlikesini de ortadan kaldırır. Kullanılacak
olan şarap mayası (fenni maya) için uygun ortam sağlanmış
olur.
** İlk fermantasyondan
sonra
cibreyi süzüp, şarabı
ikinci fermantasyon kabına alındığında, kap ağzına kadar
doldurulmayıp 1/5 oranında boşluk bırakılmalıdır.
** İkinci fermantasyondan
sonra
ilk aktarma
yapıldığında, kap ağzına kadar doldurulmalı, boşluk
(dolayısıyla da hava) bırakılmamalıdır.
** Şişelemeden önce;
jelatin, bentonit gibi kimyasallar, yumurta akı gibi doğal
maddelerle durultma yapmadık.(isteyen yapabilir) Durultma
yapmadık, kendi kendine durulmasıyla yetindik.
** Asit ölçümü yapmadık.
Asitliğini öğrenmek için bu ölçüm yapılabilir ve duruma göre
müdahalede bulunulabilir. Ancak ben herhangi bir müdahalede
bulunmuyorum. Ortaya ne çıkarsa o. Fakat doğru üzümler, doğru
zamanda toplanır ve süreç de sağlıklı bir şekilde işletilirse,
şarabın asitliği de muhtemelen kabul edilebilir sınırlar
içerisinde olacaktır.
** Aktarmalarda sifonlama
yöntemini
kullanmak uygun olacaktır. Aktarma öncesinde kap
sallandırılıp, dibe çökelmiş tortunun tekrar karışmamasına,
şarabın bulanmamasına dikkat edilmelidir. Aktarmada sifon
borusunun ucu en dibe kadar daldırılmamalı, alttan 2-3 cm.
yukarıdan itibaren durulmuş kısım aktarılmalıdır.
** Sürecin her aşamasında
hijyen
dikkat edilecek en
önemli konudur. Bunun için temiz, bol su ve sterilizasyon
kimyasalları (sodyum metabisülfit,
potasyum metabisülfit vs.) kullanılmalıdır.
** Kap olarak; cam damacanalar, fıçılar, su damacanaları
kullanılabilir.
Kullanılan kap, gıda muhafazasına uygun
olmalıdır. İşin boyutu büyürse, büyük boy fıçılar, çelik
tanklar falan işin içine girer ki zaten o zaman büyük bir yere
ve işletmeye ihtiyacınız var demektir.
** Bütün süreç boyunca
sıcaklığa çok dikkat edilmelidir.
Düşük ya da yüksek sıcaklıklar fermantasyonun çok hızlı ya da
çok yavaş olmasına hatta durmasına neden olabilirler. Sıcaklık
15-35 °C aralığında olabilir. Kırmızı şarap yapımında
mayaların iyi çalışabilmeleri için birinci fermantasyonda
25-30 °C arası bir sıcaklık, ikinci fermantasyonda da 20 °C
civarı bir sıcaklık uygundur.
** İlk başta elde edilen üzüm şırasında “hidrometre”
kullanılarak şıradaki şeker oranı ölçülürse, şekerin tamamı
alkole dönüştüğünde, kaç derece alkol ihtiva eden bir şarap
yapılacağı baştan bilinir. Bu nedenle bir hidrometre edinmekte
büyük fayda var. Eğer şıranın şeker oranı
düşükse şeker (bildiğimiz şeker) ilave edilebilir ancak bu
konuya girmiyorum, en uygunu yeterli şeker miktarına ulaşmış
üzümlerden şarap yapmaktır.
***
Buraya kadar ev şarabının nasıl yapılabileceğini basit
şekliyle anlatmaya çalıştım. Eğer yapmak isteyen olursa ve
anlaşılmayan noktalar varsa, elimden geldiğince ve bildiğim
kadarıyla yardımcı olabilirim.
Antik çağ yazarlarından Plinius,
şarabın insan sağlığına etkileri üzerine şunları söylemiştir;
“Şarabın kendisi tek başına bir ilaçtır… İnsanı besler. Vücut
ısısını ve benizin rengini sürdürür. Akılcı kullanımı kadar
organizmaya yararlı hiçbirşey yoktur. Hiçbirşey de aşırı
kullanımı kadar zararlı değildir…”
"in vino veritas"
"gerçek şaraptadır"
Şarap antik
çağlardan beri ilaç olarak kullanılmıştır. Homeros,
Truva savaşında yaralanan Philoktetes’in, yaralarını Podaleirus
şarabıyla tedavi ettiğini yazar.
Tıbbın babası Hippokrates
(İ.Ö.460-377); "Şarap
insanoğluna sunulmuş en büyük armağandır. Sağlıkta olduğu
kadar hastalıkta da gerekli ölçülerde kullanılırsa fayda
sağlayacaktır.” der ve "hastalığın mutsuzluk ve katılıktan kaynaklandığını, şarabın
da bunu önleyeceğini, şarabın karın kaslarını gevşetip, morali
düzelteceğini" de söyledikten sonra, “Şarabı gerçekten ilaç olarak
görürsek hastaya belirli miktarlarda verilmelidir. Ancak onun
acısını hafifletmek ve iyileştirmek adına aşırıya kaçılırsa,
bu onu iyileştirmez ancak daha fazla hastalanmasına neden
olur.” şeklinde bitirir sözlerini.
Maya dahil olmak üzere hariçten hiçbir
şey kullanılmayan, sadece ve sadece üzüm suyunun fermante
olmasıyla yapılmış olan
az miktardaki
(kendim için yaptığım)
bu şarapları şişelemek, kapsüllerini takmak, etiket
yapmaya çalışmak hoşuma gidiyor.
Tabi arada bir kadeh de içmek:))

SAĞLIK İÇİN
ANTİK ÇAĞLARDAN GÜNÜMÜZE ŞARAP
Kale dağının
başı tiril tiril, hava pırıl pırıl. Bir yanda Gökova Körfezi,
bir yanda Güllük Körfezi, bir yanda Yahşi yalısı. Karşıda
boylu boyunca Datça yarımadası. Nail, değişmez aksesuarı
fotoğraf makinasıyla birkaç güzel fotoğraf karesi yakalamak
peşinde. İyi ki geldik diyorum, evet diyor...
Etraf çok güzel görünüyor, her yana öyle hakim
bir nokta ki, bırakıp kendini boşluğa, kuş olup uçası geliyor
insanın..Biraz ileride eski bir yerleşim yeri kalıntısı var.
Arkeolojik kayıtlarda Theangela harabeleri olarak geçiyor.
Oraya en son yedi yıl önce gitmiştim. Evden öylesine çıkmış,
hiç hesapta yokken kendimi orda bulmuştum. O gün oraya son kez
çıkabilmiş olduğumu bilmiyordum tabii…
Şimdi az ilerimdeki harabeye gidebilmek bir yana tekerlekli sandalye olmadan
arabadan bile inemiyorum.
Theangela
şehrinin halkı neyi düşünerek buraya yerleşmişlerdi acaba. Bir
şeylerden korunmak için mi ya da başka bir sebepten
mi?...Belki de iflah olmaz birer manzara düşkünüydüler. Eğer
böyle birşey olsaydı ne kadar komik olurdu. Düşünsenize,
buldukları kalıntılardan, işaretlerden
o döneme ait bilgiler
edinmeye çalışan, fikirler yürüten Arkeoloji bilimi, manzara
düşkünü bir şehir halkına yenik düşmüş olurdu… Neyse işin
şakası bir
yana, buraya yerleşmelerinin
manzaradan çok daha ciddi sebepleri olduğu muhakkak. Etraf
ağaçlarla ve çeşitli bitkilerle kaplı. Sandal ağaçları,
mersinler, adaçayı ilk dikkati çekenler…
Burada
yaşamış olanlar, şimdi mavi tura çıkmış teknelerin yelken
açtığı Ege’nin bu sularında,
o dönemde ağırlıklı olarak şarap ve zeytinyağı taşıyan yelkenlileri
seyretmişlerdir. Kimileri
bakıp bakıp hayal kurmuştur belki de, kimileri öylesine
izlemiş, kimileri de ürünlerini satın alacak tüccarı taşıyan
yelkenlinin yolunu beklemiştir dört gözle… Bir Leleg yerleşimi
olan bu antik kentin haricinde Bodrum yarımadasında birçok
antik kent daha bulunmaktadır ve bunların çoğu da Lelegler'e
aittir.
Antik çağda en çok ticareti yapılan ürünlerden
birisi olan şarap, bir alkollü içecek olmasının yanısıra ilaç
olarak da kullanılmaktaydı. Genellikle şarabın yapılış
aşamasında, kimi zaman da sonrasında içerisine bazı şeylerin
katılmasıyla ilaç özelliği kazanıyordu. Örneğin; Bu yörede
çokça bulunan mersin bitkisinin gölgede kurutulmuş yaprakları
üzüm şırası ile mayalanarak, hazımsızlığa, göğüs ağrısına,
mide rahatsızlığına karşı ilaç olarak kullanılmıştır. Ozan
Homeros İlyada’da Hekamedes’in ilacı nasıl hazırladığını,
kadın bir kap içinde şarabı su ile karıştırır, içerisine keçi
sütünden peynir ufalar ve üzerine beyaz arpa unu serper
şeklinde anlatmıştır. Ezilmiş ekşi narların kuvvetli siyah
bir şarap içerisinde 30 gün bekletilmesiyle elde edilen şarap
da grip, tenyalar, mide solucanları için ilaç olarak
kullanılmaktaydı.
Antik çağda bir tarım uzmanı olan Plinius,
şarabın insan sağlığına etkileri üzerine şunları söylemiştir;
“Şarabın kendisi tek başına bir ilaçtır… İnsanı besler. Vücut
ısısını ve benizin rengini sürdürür. Akılcı kullanımı kadar
organizmaya yararlı hiçbirşey yoktur. Hiçbirşey de aşırı
kullanımı kadar zararlı değildir…”
İçerisine çeşitli katkı maddeleri
karıştırılarak elde edilen şaraplar, birçok hastalığın
tedavisi için, yaraları yıkamak için, “danakıran” otu ile
karıştırılan şarap müshil etkisi için, bir başka terkibi de
ishale karşı kullanılmışlardır. Nekahat dönemini geçiren
hastalara da şarap tavsiye edilmiştir.
Bu katkılarla elde edilen şarapların, söylenen
rahatsızlıklara iyi gelip gelmediği eğer geldiyse ne ölçüde
iyi geldiğini tam olarak bilemesek de günümüzde yemeklerle
beraber içilecek bir miktar şarabın, kalp ve damar sağlığı,
sindirim sistemi açısından önemli faydaları olduğu, kandaki
yağ oranını düzenlediği, diğer yandan da kolesterol miktarını
azaltıcı, iyi kolesterolü de yükseltici etki yaptığı,
içerisinde bulunan vitamin, demir, potasyum gibi element, mineral ve enzimlerle sağlığa faydalı özellikler taşıdığı, solunum organlarına canlılık kazandırdığı, kan dolaşımı
üzerinde olumlu etki yaptığı, hormon salgılamayı artırıcı
yönde fayda sağladığı, soğuk algınlığına ve diğer enfeksiyon
hastalıklarına karşı da vücudu dirençli kıldığına dair
bilimsel çalışmaların sonuçları çeşitli yayın organlarında
yer almaktadır.
Light ürünlerin tüketiminin yaygın olduğu
zamanımızda, bir litre şarabın ortalama 650 kalori verdiği,
bunun da yaklaşık 900 gr. süt ya da 370 gr. ekmek ya da 385
gr. et veya 5 yumurtanın verdiği kaloriye eşdeğer olduğunun da
bilinmesinde fayda vardır.
Bütün bunlar bir kenara şarabın rahatlatıcı
etkisi su götürmez bir gerçektir. Hangi sebeple içilirse
içilsin, binyıllardır içilen şarap, insanlar varoldukça ve
toprak bize üzüm veremez hale getirilmediği sürece içilmeye
devam edecektir. Bakın, 1537’de Colmar’da mahkeme katibi olan Wikram adındaki bir kişi, yazdığı “İçme Sanatı” adlı kitapta,
içmeyi gerektirecek beş koşulu nasıl sıralamış;
1.
Bir konuk geldiğinde,
2.
Susayınca,
3.
İlerde susama olasılığına karşı,
4.
Şarap iyiyse,
5.
Akla gelebilecek başka sebeplerden ötürü..
Sizin de bir sebebiniz vardır nasılsa…
Yukarıdaki
"Sağlık İçin Antik Çağlardan Günümüze
Şarap" başlıklı yazı;
Bodrum Ticaret
Odası Yayını olan,
"BOD ®UM
MAVİ" derginin 3. sayısından,
Mehmet Vuran'ın
aynı başlıklı yazısından alınmıştır.
ŞARAP VE BİLEŞENLERİ
Bir şarabın etiketine
baktığınızda, içindekiler kısmında; üzüm suyu ve koruyucu
yazdığını görürsünüz. Bir de ön yüzdeki etikette, “Alkol % 13 hacmen” yazar. Burada yazan rakam çeşitli şaraplarda farklılık
göstermekle birlikte, ifade ettiği şey her şarapta aynıdır, bu
da “şarabın içindeki alkol oranıdır.” Bu durumda şarabın
içinde, üzüm suyu, alkol (etil alkol) ve koruyucu (çok az
miktarda) olduğu anlaşılmış oluyor. Peki şarabın içindekiler
bunlardan mı ibarettir? Şarap karmaşık bir yapıya sahiptir ve
bu karmaşık yapısının içinde 800 civarında farklı madde ihtiva
eder. Bunlardan başlıcaları; 12 çeşit alkol, 6 çeşit şeker, 14
organik asit, 11 katyon, 9 anyon, 32 amino asit, 10 çeşit
azotlu madde, 17 antosiyan renk maddesi,
6 enzim ve sayısı
kesinlikle saptanamayan polipeptidler, proteinler, polisakkaritler ve kolloidal maddelerdir.
Şarabın
Bileşimi;
|
Şarabın Yapısını Oluşturan Maddeler |
Miktarı
(gr/L) |
|
Su |
600-850 |
|
Etil alkol |
85-130 |
|
Şeker |
1-230 |
|
Şekersiz ekstrat |
15-40 |
|
Gliserin |
5-15 |
|
Butilen glikol |
0.1-0.7 |
|
Füzel yağları
|
0.1-0.15 |
|
Tartarik asit ve Malik asit |
3-7 |
|
Laktik asit, uçar asitler (asetik asit cinsinden) |
0.2-0.3 |
|
Mineral maddeler |
1.3-6 |
|
Azotlu bileşikler |
0-0,9 |
|
|
|
|
Fenol maddeleri ve renk maddeleri
|
|
|
Beyaz şarapta |
0.1-1 |
|
Kırmızı şarapta |
1-4.5 |
Şarapta
bulunan başlıca mineraller ve iz elementler şunlardır;
|
Mineraller ve iz elementler |
Vücudun Günlük Gereksinmesi |
1 litre
şaraptaki miktarı |
|
Potasyum |
2-3 gr |
0.5-5 gr |
|
Kalsiyum
|
0.8 gr |
0.1-0.5 gr |
|
Magnezyum |
0.3 gr |
0.1-0.25 gr |
|
Sodyum
|
5 gr |
0.01-2.3 gr |
|
Demir |
5.5 mg |
1-6 mg |
|
Mangan |
3 mg |
1-3 mg |
|
Çinko |
5-10 mg |
0.5-8.5 mg |
|
Fosfor |
1-2 gr |
0.15-0.4 gr |
|
Flor |
1 mg |
0.04-1.75 mg |
|
Bakır |
1-2 mg |
1 mg ve daha fazla |
|
İyot |
0.15-0.2 mg |
0.1-0.2 mg |
|
Kobalt |
1-2 mikrogram |
0.15-1.2 mikrogram |
Yaş
üzüm ve bazı üzüm mamüllerinin 100 gramındaki besin değerleri
:
|
Ürün |
Su |
Enerji |
Protein |
Yağ |
K.hidrat |
Kül |
Mineral Maddeler (mg) |
V i t a m i n l e r |
| |
gr |
kalori |
gr |
gr |
gr |
gr |
Ca |
Fe |
P |
K |
Na |
A |
B1 |
B2 |
Niacin |
C |
| |
I.U |
mg |
mg |
mg |
mg |
|
Taze Üzüm |
81.4
|
67 |
0.6
|
0.3 |
17.3
|
0.4 |
12 |
0.4 |
20 |
-
|
3 |
100 |
0.05 |
0.03 |
0.3 |
4 |
|
Kuru Üzüm |
18.0 |
289 |
2.5 |
0.2 |
77.4 |
1.9 |
62 |
3.5 |
101 |
763 |
27 |
20 |
0.11 |
0.08 |
0.5 |
1 |
|
Üzüm Suyu |
82.9 |
66 |
0.2 |
eser |
16.6 |
0.3 |
11 |
0.3 |
12 |
116 |
2 |
- |
0.04 |
0.02 |
0.2 |
eser |
|
Pekmez |
21.2 |
293 |
0.6 |
0.1 |
70.6 |
-
|
400 |
10 |
- |
- |
-
|
-
|
0.04 |
0.15 |
1.4 |
-
|
ŞARAP VE SAĞLIK
Gelişmiş ülkelerde
ölüm nedenlerinin çoğu kalp damar hastalıklarıdır. Gelişmiş
ülkeler denince ilk akla gelenler, A.B.D ve A.B ülkeleri
oluyor. A.B.D’de kalp damar hastalıkları nedeniyle meydana
gelen ölümler 2/3 oranındadır. Şeker hastalığı, oburluk,
yüksek tansiyon gibi başka hastalıklar da kalp krizine yol
açmakla birlikte, kalp krizleri genelde damar tıkanıklığından
kaynaklanmaktadır. İçi LDL kolesterolden (kötü kolesterol) oluşan ve damar tıkanıklığına neden olan yağ depoları bu
damarların dayanıklılığını azaltır ve gerilmelerine yol açar.
Kalınlaşmaya başlayan kan ise pıhtılaşarak bir arteri
tıkayabilir.
Yüzyıllardır
Amerikalılar kalp ve damar yolları hastalıklarından
çekmektedirler. 1990 yılında 1,5 milyondan fazla Amerikalı
kalp krizi geçirmiş ve çeyrek milyonundan fazlası ölmüştür.
60 yaşından daha genç olan kişilerin yüz yüze kaldıkları bu
hastalık şapkayı önüne koyup düşünmek ve bu konuyu araştırmak durumunda bırakmıştır Amerika'yı. Ve diğer ülkelerdeki ölüm
oranları ve nedenlerini araştırıp, bunun her yerde aynı olup
olmadığını inceleyerek işe başlamışlardır.
1980 yılında Prof.Ducimetiere’in yedi bin insan üzerinde gerçekleştirdiği
araştırma sonucunda Batı ülkeleri arasındaki farklılıklar
ortaya çıkmıştır. Özellikle de Fransa’da kalp krizinden ölenlerin sayısının Amerika'ya göre oldukça düşük olduğu ve
bu rakamın %36 ile %56 arasında değiştiği görülmüştür. Üstelik
bu araştırma, aynı yaşta ve aynı hastalıklardan muzdarip
kişiler arasında yapılmıştı. Bu kişilerin hepsi yüksek
tansiyon, kolesterol ve şeker gibi hastalıklardan
şikayetçiydiler. Bu durumda, Amerikalılarla aynı oranda yağ
tüketiyor ve aynı oranda yüksek kolesterolleri bulunuyor olsa
da Fransızların daha az kalp krizi geçirdikleri anlaşılmış
oldu.
Halbuki Amerikalılar
kolesterolden korktukları için besin maddelerinden yağı
çıkarmışlardı. Öyleyse bu farklılığın sebebi neydi?
1990 yılında
WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) istatistiklerinden şu sonuçlar
çıkmıştır:
Yaşa göre ölüm oranları (100 000 insan için)
|
Ülke |
Ana arterdeki
sorun
sonucu ölenler |
Kandaki ortalama kolesterol |
Yağ
tüketimi oranı (%) |
|
ABD |
240 |
2.09 |
46 |
|
FRANSA |
91 |
2.33 |
45 |
1981
yılında WHO, yirmi değişik ülkede ve kırk ayrı merkezde
yürüttüğü büyük MONİCA
(Monitoring Cardiovascular Diseases) araştırması ile
Avrupa'daki ölüm oranlarını karşılaştırmıştır;
100 000 kişi için ölüm oranı
|
ÜLKE |
ŞEHİR |
KORONER YETMEZLİK SONUCU ÖLENLER |
TOPLAM
ÖLÜM |
|
İngiltere |
Glasgow
|
380
|
1179 |
|
Fransa |
Lille |
105
|
1041 |
|
Fransa
|
Strasbourg
|
102 |
887 |
|
Fransa |
Toulouse
|
78 |
575 |
Bu şehirlerin konumları
dikkate alındığında, kuzey-güney doğrultusunda bir eğim
gösterdiği farkedilmiştir. Fransa'nın kuzeyindeki ölüm
oranları Anglo-Sakson ülkelerinin
(Kuzey denizi kıyısındaki ülkeler) ölüm
oranlarıyla benzerlik göstermektedir. Sadece Toulouse
şehrinden elde edilen veriler bile koroner yetmezlikten gelen
ölüm oranlarının güneyde ne kadar düşük olduğunu göstermeye
yetmektedir. Elde edilen bu veriler epidemiyolojik (hastalıklarla
risk faktörleri arasındaki ilişkiyi araştıran bilim dalı)
açıdan yorumlandığında dört ana sonuç ortaya
çıkmıştır.
1. Ana arterlerden
dolayı meydana gelen ölümlerin çoğu doymuş yağ ve taze süt
ürünleri tüketimiyle eşit orandadır. Daha fazla doymuş yağ
(hayvansal gıda) ve süt tüketen Anglo-Sakson ülkelerde bu ölüm
oranı diğerlerinden daha yüksektir. Bu oran çoğunlukla balık tüketen Japonya'da ve sık sık zeytinyağı kullanıp az ya da
neredeyse hiç süt tüketmeyen Akdeniz ülkelerinde daha
düşüktür.
2. İçinde doymuş yağ
bulunan peynirin ise olumsuz etkilemediği görülür. Bunun
nedeni ise; Yağların kalsiyum ile bir tür sabun oluşturması ve
dosdoğru dışkıyla atılması sonucu peynirlerin içindeki yağın
bağırsaklar tarafından tam olarak emilememesidir. Bu yüzdendir
ki büyük bir peynir tüketicisi olan Fransa'da durum kötü
değildir.
3. Ana arterlerden
dolayı meydana gelen ölümler, meyve, sebze ve bitkisel yağ
oranlarıyla tersten hareket eder.
4. Ana arterlerden
dolayı meydana gelen ölümler alkol tüketimine göre tersten
hareket etmektedir. Ve bu alkollü içeceklerin arasında bir tek
şarap açık bir şekilde bu hastalıkları ve ölümleri engellemede
etkendir.
Araştırmalardan elde edilen
sonuçlar, Fransa, Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi şarap
üreticisi ülkelerde koroner yetmezlikten kaynaklanan ölüm
oranlarının daha düşük olduğunu göstermiştir.
Tam tersi olarak, Anglo-Sakson
ve özellikle kuzey ülkelerinde bu oran ve risk üç kat, ölüm
oranı ise dört kat daha fazladır. Araştırmalardan elde edilen
sonuçlar, bir ülkede ne kadar az şarap tüketilirse kalp krizi
oranlarının bir o kadar artacağı gibi ilginç bir sonucu işaret
etmektedir.
Ortaya çıkan bu dört
etkenden yani
"DOYMUŞ YAĞ, SÜT ÜRÜNLERİ, SEBZE VE MEYVE, ŞARAP TÜKETİMİ"
nden ağırlıklı olarak şarap tüketimi, Fransa'daki kalp
krizinden ölüm oranlarının düşüklüğünü açıklamaktadır.
Ancak kalp damar
hastalıklarının önlenmesi için bir tek şarap yeterli değildir
kuşkusuz. Ne yendiği de aynı oranda önemlidir. Bunun için de
Fransa'da üç ayrı şehirde yaşayan kişileirn beslenme
alışkanlıkları araştırılmıştır.
Fransız
MONİCA merkezlerinde gerçekleştirilen beslenme alışkanlığı
üzerine bir araştırma;
|
Besin (gr/gün)
|
Strasbourg |
Toulouse
|
Lille |
|
Ekmek |
164
|
225 |
152 |
|
Sebze
|
217
|
306 |
212 |
|
Meyve |
149 |
238 |
| |