|
|
|
|
|
BODRUM
TÜRKÜLERİ |
|
. |
|
Web siteme “Bodrum Türküleri” sayfası koymaya karar verdikten
sonra, bu türkülerle ilgili bilgilere nereden ulaşabilirim
diye araştırmaya başlamıştım. Bir gün bu konuyla ilgili
konuşurken, bir arkadaşım, Bodrum türkülerinin olduğu bir
kitaptan bahsetti. Bu kitabın basımını Bodrum Belediyesi
yapmış. Bunu öğrenince, Belediyedeki arkadaşıma, bu kitabı
mutlaka bulup bana getirmesini söyledim. Sağolsun Özcan, beni
fazla bekletmedi. Kitap tam benim istediğim
gibiydi.
Kitabı Mehmet
USLU yazmış. Kitabın adı,
"Bodrum Türküleri, Manileri,
Tekerlemeleri ve Marşları”.
Mehmet USLU, 1930 yılında
Bodrum’un Karabağ köyünde doğmuş. Akçaalan ilkokulundan sonra,
Aksu Ortaklar Köy Enstitülerinde okumuş. 1946 yılında
Bodrum’un Kızılağaç köyünde başladığı öğretmenlik hayatına,
yedek subaylık görevinden sonra yine Bodrum’un Karabağ köyünde
devam etmiş. 32 yıllık öğretmenliğinin son halkası olan Bodrum
Atatürk İlkokulundan 1979 yılında emekli olmuş.
Mehmet öğretmenimin kitabı tam benim aradığım kitaptı, öyleydi
ama bu kitaptaki bilgileri web sitemde kullanabilmek için,
izin almam gerekiyordu. Telefon numarasını bulmuş ve bir kere
de aramıştım ama bunu telefonla yapmak istemiyordum. Tanışmak,
hem de yüz yüze konuşmak istiyordum. Genellikle gittiği yerin
Denizciler Derneği olduğunu öğrenmiştim. Şubat ayının sondan
bir önceki günü derneğe gittik Erdal’la. Ve Mehmet
öğretmen oradaydı. Dışarısı biraz serin olduğu için arabadan
çıkmak istemedim. Mehmet öğretmen arabaya geldi ve orada
epeyce uzun sohbet ettik.
Kendisine web sitemden ve “Bodrum Türküleri” bölümünden
bahsedip, kitabındaki bilgileri kullanmak için izin
istediğimde, kullanabileceğimi söyledi. Ama asıl önemlisi bunu
yürekten söylemiş olmasıydı. Teşekkürler Mehmet öğretmenim…
Öğretmenimin kitabının önsözündeki
düşüncelerine ben de katılıyor ve buraya yazmak istiyorum.
Böylelikle onun düşüncelerini sizlere aktarmış olabilirim diye
düşünüyorum.
Kitabın
Önsözü :
Bodrum türküleriyle manilerini açıklama, anı ve notalarıyla,
müzik ve dil bakımından aslına uygun olarak bu kitapta
derledim. Karınca kararınca derinleştirerek, elde ettiğim
derlemeler bu kadarla bitmiş değildir, sürecektir.
Bugünlere dek nişanlarında, düğünlerinde ve bayramlarında bu
türkülerle oynattılar oğullarını ve kızlarını, ninelerimiz ve
dedelerimiz. Onların, “ye pavayı, kaldır havayı” diye
söylettikleri ve söyledikleri Bodrum havalarının günümüze dek
ulaşımında büyük hizmetlerde bulundu, Çalgıcı Şerife, Kemaneci
İsmail Karakaya’da, Çalgıcı Çakır Güssün Fikirli Geriş'te,
Kemaneci Mahmut, Kör Mustafa ve Mahibe Akçaalan’da, Fatmacık
ve Köroğlu (Hasan Hüseyin Salım) Müsgebi (Ortakent)’te,
İstanbullu Zeynep, Bodrumlu Camız. Bugün Bodrum türkülerini
taptaze yaşatanlar, Çalgıcı Mahmut’un oğulları Süleyman
Savaşçı ve Kemal, Raziye Baysal, Seha Ergene, Salih Baysal,
Ali Gökçen, Mustafa Bacaksız (Çelik) ve pek çok sanatçımız
Bodrum’da.
Bu kadar çok sanatçımız olmasına karşın, Bodrum türkülerinin
bir çoğunun tarihe karıştığı kanısındayım. Bodrum Sarayı
türküsü de hemen hemen böyle olacaktı. Onu Güreceli Hilmi
Aykoç’tan almamız mümkün olabildi. Bodrum türkülerinde de
unutulan kısımların çoğunluğu dikkat çekmektedir. İlerde
bulunan kısımlar da eskilerine eklenecektir.
Bodrum’a has veya Bodrumlulaşmış bu ezgiler, hüzünden çok,
tatlı kıvrımlı, çevik hareketlerle sel gizi akıcı oyuna
dönüşür. Mavi Ege’nin dalgaları gibi insana coşku, sevinç ve
cesaret verir. Dürüstlük ve efelik ruhu taşıyan, misafirperver
ve temiz huylu insanlarını bu türkülerde bulacaksınız
Bodrum’un.
Bu yapıtımda, yöremiz halkının çoğunlukla kullandığı dile ve
müziğe konsantre olamaya çalıştım. Çünkü, son yıllarda
saptırmalar olmuştu. Bodrum Türküleri de kişiye değil, kişi
Bodrum türkülerine uymalıydı. Burada, bu çalışmalarıma öncü
kabul ettiğim Osman Nuri Bilgin’i rahmetle anıyorum.
Araştırmalarım sırasında dikkatimi çeken ve hayret ettiğim bir
nokta, hiçbir sanatçı Bodrum türkülerini tam olarak
bilmemektedir. Nedeni sorulduğunda, “düğünlerde daha çok
kişinin oynatılması için” diye yanıt alınıyor. Geçim meselesi.
Bodrum türküleriyle ilgili olarak hazırlanmış bazı filmlerin,
50 yıl sonrasında yaşayacak Bodrumlum’un özgeçmişine
yanılgılar getirecek kadar uydurmalarla dolu olduğunu gördüm.
Bu, araştırmalara başlamamın nedeni oldu.
Bir Bodrumlu olarak, türkülerimizin, tekerleme ve
manilerimizin söz ve ezgi aslına inebilmek, ilgili anıları da
birkaç bilir veya duyar kişinin aynı noktayı vurgulayan
sözlerine uyarak, Bodrum, Milas, Muğla ve Datça’nın merkez ve
köylerinden sözüne güvenilir kişilerle, ev veya kahvehanelerde
yaptığım sohbetlerde, çekinen kişilere karşı biraz da
anlatımlar vererek, derine araştırmalar yapmaya çalıştım.
Sonuca varmış değilim, daha da çok veriler elde edeceğim
kanısındayım.
Bu kitap, teşekkür ettiğim, isimleri yazılı kişilerden
edindiğim derlemelerle geçmişimizi geleceğe bağlayan bir köprü
ödevi yapabilecekse, kendimi mutlu sayarım. Saygılarımla.
12.03.1972
Mehmet USLU
Burada ben de, Mehmet öğretmene bir kez daha teşekkür ediyorum. |
|
|
|
|
|
HAKİME HANIM
Bodrumlular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hakimi (2)
Nasıl astın Hakim hanım ipe kendini
Altın bıçak gümüş makasile doğradılar tenini (2)
Hakime hanım senin adın Mefharet Tüzün
Ağlaya sızlaya uğurladık yazın (2)
(Fermenlara yazmışsın kabrimi çiflime kazın) (2)
Nasıl astın Mefharet hanım şu genç yaşında
Çifte tabipler dolaşır cenazenin başında (2)
Hakime hanımın memleketi Kütahya Tavşan
Hakime hanım sen eyledin bizleri perişan
1. (Bodrumlu'ları) (2)
Nasıl astın Bodrum Hakimi ipe kendini
Destere ile doğradılar gülden beyaz tenini (2)
Şoför cenazeyi çarşılara dolandır
Fani dünya hayatımız hepimize yalandır (2)
(Hakime hanımın türküsünü besteleyen Yeniköy'lü cümbüşçü
oğlandır)(2)
Nasıl astın Bodrum Hakimi ipe
kendini
Çifte doktorlar doğradı gülden beyaz tenini (2)
Mehmet USLU'nun Notu : Bu türkü,
Çelik (Mustafa Bacaksız) tarafından bestelenmiştir. O, bana
çalıp söyledi. O, Bodrum'un Yeniköy'lüsüdür. (M.V'nin Notu
: Yeniköy, Bodrum'un Mumcular Beldesinin yakınındadır.
Karaovadaki 11 köyden birisidir.)
BODRUM HAKİMİ
-
Bilinen Çalınan Hali
Bodrum'lular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hakimi
Nasıl astın Mefaret Hanım ipe de kendini
Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini
Şu Bodrum'un dağlarında Ceylanlar dolaşır
Kara haber Mefaret Hanım pek de tez ulaşır
Hakim Hanımın memleketi Kütahya Tavşan
Hakim Hanım
sen eyledin bizleri perişan
|
|
TÜRKÜNÜN
HİKAYESİ
Ardeşen'de
doğan, Kütahya'nın Tavşanlı kazası tapu memuru Temel Bey'in
kızı Hakime Mefharet Tüzün, Ankara Hukuk Fakültesini bitirip,
24 Eylül 1951 de Bodrum'daki görevine başladı. O,
Bodrumlu'larca cesur ve gözü pek bir hanım olarak tanınmıştı.
(1) Hakime hanımın erkek arkadaşlarıyla olan gerçek, samimi ve
serbest yaşantısı, o zamanın kapalı görüşlü kişilerince
yadırganmaktaydı. Günlere gittiği bir evde, Savcı Ahmet
Türdü'nün hanımı tarafından söylenen şu sözler çok dokunmuştu
ona: "Kocamın bir karılı olduğunu bilirdim meğer iki
karılıymış" Onu bu sözler çok üzmüştü ama, daha öncelerden
süregelen bir üzüntüsü daha vardı. Onun bu üzüntüsü hizmetçi
kızın sevgi yaşamıydı. (3-4) Hakime hanım (muhtemelen) bu iki
nedenle intihara girişmiştir. O, 17 Mayıs 1954 güne işe her
zamankinden geç kalınca, Adliyeden giden davalı Bekir Akkaya
tarafından açık bırakılan penceresinden asılı olarak
görülmüştür. (2)
Hakime Hanıma,
en küçük köye dek tüm Bodrumlu'lar çok üzülmüştü. Karaova
Yeniköy'lü Mustafa Bacaksız bu üzüntüyü, Bodrum Hakimi
türküsünü besteleyerek dile getirmiştir.
1-Ali Özel 1915 Hakkı oğlu Umurça Mahallesi Bodrum 0/169
2-Bekir Akkaya 1337 Yalıkavak - Bodrum 0/169
3-Faik Fettanoğlu Türkkuyusu mahallesi Bodrum 0/230
4-Mehmet Cabu 1340 Kumbahçe Mahallesi Bodrum 0/230
|
|
|
|
|
KARAOVA DÜĞÜNÜ-Karaova
ağzıyla
Garaovaya geldim güle oynaya
Aziz arkadaşımı eve koymağa
Acımadın mı Murat beni furmağa
Al kanların içinde gabre koymağa
Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan eniştesinin kıyar mı canına
(İnsan iniştesinin gıyar mı canına?)
(Adam iniştesinin gıyar mı canına?)
Garaova düğünü gece guruldu
Varır varmaz güveyin adı soruldu
Pehlivanlar meydana çıktı soyundu
O zaman Hacı Gümüşoğlu furuldu
Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan iniştesinin gıyar mı canına?
(Gıyma Murat yakışmaz senin şanına)
Anneme söyleyin beni yıkatsın
Al atımın gemini garım bağlatsın (Gır atımın gemini garım
bağlasın)
Bir oğlum var yerim yadigar galsın (Bir oğlum var gömleğim
yadigar galsın)
Beni hatırladıkça baksın ağlasın
Otumafiller geldi kapıya da dayandı
Sol yanıma giren hançer galbe dayandı
Gece gitdim ovaya
Ahbaplarım uyandı
Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan iniştesinin gıyar mı canına?
KARAOVA
DÜĞÜNÜ -Bilinen
Hali
Karaova’ya
vardım güle oynaya,
Aziz arkadaşımı güvey koymaya.
Acımadın mı Murat beni vurmaya,
Al kanlar içinde kabre koymaya.
Vurma Murat yakışmaz senin şanına,
İnsan eniştesinin kıyar mı canına.
Karaova Düğünü gece kuruldu,
Varır varmaz güveyin adı soruldu.
Pehlivanlar meydana çıktı soyundu,
O zaman Hacı Gümüş oğlu vuruldu.
Vurma Murat yakışmaz senin şanına,
İnsan eniştesinin kıyar mı canına |
|
TÜRKÜNÜN
HİKAYESİ
1925 yılında, Muğla’nın Kafaca Köyünden Hüseyin Hacıgümüş,
birinin kendisine sövmesine hazmedemeyince onu kayını Murat’a
şikayet ederek öldürmesini istemişti. Murat, eniştesinin
isteğine uyarak köy kahvesinde kağıt oynamakta olan bu kişiye
yaklaşıp, onun yaptığından daha fazla küfürler ederek, ağzını
da açtırmış;
-“Na böyle küfredilir” diyerek tabancasını boşaltmıştı. Murat
bu hadiseden aldığı ağır cezayla Muğla Ağır Cezaevi’nde
yatmaktayken bir gün;
-“Arkadaşlar, Ramazan geldi. Tutacağınız oruç için masraflar
benden” diyerek eniştesi Hüseyin Hacıgümüş’ü çağırtmış;
-“Bir hafta sonra Ramazana bir gün kala bana biraz ramazan
yiyeceği ve içeceğiyle beş yüz lira para getireceksin” demiş.
Hüseyin Hacıgümüş de buna olurunu bildirip, hazırlığını
yaparak gelirken, çok sıkılan bir arkadaşını görüp, bir
haftalık süreyle ona beş yüz liranın yarısını vermiş ve durumu
Murat’a anlatmış, Murat eline aldığı parayı yırtıp yırtıp
atmıştı.
“Bir daha benim yanıma gelme, eniştem meniştem yok benim”
diyerek onu kovmuştu. Bu kovuşun asıl nedeni, babasının
eniştesine daha çok mal vermesiydi. Açıkça olmasa bile, onu
elinde olmayarak kıskanıyordu. Hüseyin Hacıgümüş kayınının bu
hareketine çok üzülmüş, bir daha ona gelmemiştir. Aradan zaman
geçmiş, Murat afla hapisten çıkmış, eniştesi Hüseyin Hacıgümüş'le
de barışmışlardı.
Onlar birgün, Bodrum’un Karaova Nahiyesinin, Çömlekçi köyünden
Hacı Musatafa’nın oğlu Veysel Ayhan’ın düğününe aldıkları
davete uyarak Kafaca’dan yola çıkmışlardı. Onlar, Milas’a
gelince oradaki dostları Süvari Hakkı’ya uğramışlardı. Hakkı
onlara; “tabancalarınızı götürmeyin aban bırakın” deyince,
onlar da tabancalarını orada bırakmışlar ve düğüne gelmişlerdi.
(2) 9 Mart 1944’de (5) Çarşambayı Perşembeye bağlayan akşam
Osman Ayhan’ın evinde içki içiyorlardı. Osman Ağa, Hüseyin
Hacıgümüş buraya gelsin diye çağırmak üzere, Hüseyin Ata’yı
gönderir. O (Hüseyin Hacıgümüş) , “gelen kim?” Der. Osman
Efendi, “o bizden” der. Geliş nedenini öğrenince de “Osman
buraya kendisi gelsin” Der. Hüseyin Ata, elindeki telli
fenerle döner, feneri Osman Ağa’ya verir. Sonra, düğün alanına
gelen Hüseyin Hacıgümüş, oradaki çalgıcıyı kolundan tutup,
birlikte gelin diye Osman Efendinin evine gönderir. Hüseyin,
eniştesini göremeyince de kızmıştır.
Eniştesinin gelmekte olduğunu öğrenen Çolak’ın Murat,
pehlivanları güreşe çıkartmıştı. Sazköylü pehlivan Körpez
Mehmet, ortada çalımlı pehlivan hareketleri yaparken, düğün
alanına yeni gelen Hüseyin Hacıgümüş, “Durun arkadaşlar, biz
de bir yere oturalım da, güreş o zaman başlasın” der. Hüseyin
Ata ortaya kanepe koyarken, yukarıdan inen Murat, sağ eliyle
Hüseyin Hacıgümüş’ün yakasını tutarak, sol eliyle de ceketinin
yeninden çıkardığı bıçakla eniştesi Hacıgümüş’ü vurmuştur.
Karnından ve kasığından yaralanan kanlar içindeki Hacıgümüş,
Murat’a; “Ulan alçak, beni buraya vurmak için mi getirdin, ben
senin enişten değil miyim?” demişti. Osman ağa ve orada
bulunanlar, Hacıgümüş’ü kaldırıp Çakıroğlan’ın (Mehmet Özçakır)
evine götürmüşlerdi. Hacıgümüş orada öğürmeye ve kan kusmaya
başlamıştı. Onu Muğla’ya götürecek araç için Karaova Nahiye
merkezine giden bir kişinin iki saat kadar sonra geç getirdiği
bir araçla, Muğla’ya gönderilen Hacıgümüş, sonra ölmüştür. O
zaman düğün evinde kalan Murat;
-“Arkadaşımın düğününe gelmiştim, düğün bozuldu. Sabahleyin
tekrar güreşe başlayalım” demiş. Güreş yapılırken Murat, daha
önce orada olan Akif Çavuş tarafından tutuklanıp götürülmüş,
bu suçundan da yine aftan yararlanarak kurtulmuştur. (1)
Hüseyin Hacıgümüş’ün oğlu, düğünü sırasında, hasta yatmakta
olan Murat’ın kapısı önünde kinaye olarak çalgıları
çaldırtırken, Murat;
-“Ah, ben niden yapmışım bu işi” diye ağlamıştır. (3)
Hüseyin Hacıgümüş’ün hem de eniştesi tarafından öldürülmesi
olayına çok üzülen Karaova Yeniköy’den Mustafa Bacaksız
tarafından da bu türkünün bestesi yapılmıştır.
Hüseyin Hacıgümüş’ün hem de
eniştesi tarafından öldürülmesi olayına çok üzülen Karaova
Yeniköy’den Mustafa Bacaksız tarafından da bu türkünün bestesi
yapılmıştır.
4- Hüseyin Ata 1314 Pederoğlu
Çömlekçi Köyü Bodrum 13/79
5- Veysel Ayhan 1336 Çömlekçi Köyü Bodrum 14/2-54
|
|
|
|
|
|
|
ÇÖKERTME
Çökertme'den çıktım da Halil'im
Aman başım selâmet,
Bitez de Yalısına varmadan Halil'im
Aman koptu kıyamet.
Arkadaşım İbram Çavuş
Allah’ıma emanet,
Burası da Aspat değil Halil'im
Aman Bitez Yalısı,
Ciğerime ateş saldı,
Telli kurşun yarası.
Güvertede gezer iken
Aman kunduram kaydı,
İpekli mendilimi Halil'im
Aman Mor Rüzgâr aldı.
Çakır da gözlü Gülsüm'ümü
Aman Çerkez Kaymakam aldı
Gidelim
gidelim Halil'im
Çökertme'ye varalım,
Kolcular gelirse Halil'im
Nerelere kaçalım.
Teslim olmayalım Halil'im
Aman kurşun sıkalım |
|
TÜRKÜNÜN HİKAYESİ
Memleketin keşmekeş içinde olduğu, işgal ordularının yurdu
parsellediği yıllardı.Ege ‘de Yunan var.Eli silah tutan tüm
gençlerin bellerinde pistov, ellerinde Rus filintası,
sırtlarında yatakları, dağları, taşları, ovaları mesken
tuttukları yıllar...Küçük Menderes ‘ten, Köyceğiz’e, Denizli
‘den Bodrum’a her karış toprakta onların alın teri.
Bir yandan işgalcilerle boğuşuyorlar, bir yandan da devletin
seçip gönderdiği yöneticilerle.Bir yandan düşmanı kovalarken
diğer yandan da işbirlikçilerle boğuşuyorlar.İşte o yıllarda
Halil adlı yiğit bir delikanlı vardı.Mertti.İyi silah
kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun eğmezdi.Çam yarması gibi,
kaşı gözü ,eli yüzü düzgün, cesurdu.Yiğitliği de
dillerdeydi.Bir de “Bodrum kaymakamı” vardı.Halk düşmanı ,
astığı astık, kestiği kestik.İstanbul ‘un da gözde adamı.Adına
da “Çerkez Kaymakam “ derlerdi.Halk arasında “Kalleş Kaymakam”
Bir eli yağda bir eli balda.Sandal sefaları, gece
alemleri...Etrafında etek öpenler, fedailik
yapanlar...Milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı
yemeklerle donatılmış sofralar...
Bir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardı.Bitez
yalısında otururdu.Sahilde şipşirin bir köy.Köyün
yakınlığından adına “Bitez yalısı” demişler.Herkes güzel
Gülsüm ‘ü yiğit Halil ‘e yakıştırıyordu.Gülsüm adı Halil ‘le
beraber anılırdı.Bunca dillenen güzellik Bodrum Kaymakamının
kulağına da ulaşmıştı.Etrafındaki dalkavuk çömezler kaymakamın
kulağını doldurmuşlar.”Gülsüm güzel kız.Saraylara layık.Halil
gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık olur.Sen
evet de on Gülsüm getirelim sana.Zaten Halil dağda, çetelerle
dolaşıyor.” diyerek şişirmişler.Amaçları kaymakama yaranmak,
hem de çıkarlarına taş koyan Halil ‘e zarar vermek...
Çerkez Kaymakamın ‘ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce .Hem güzel Gülsüm’e sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir
efenin nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlara.Kaymakam Bitez yalısına göndermiş kolcularını.Bir feryat, bir figan
sarıp sarmalıyıp götürdüler Gülsüm ‘ü.Gülsüm ‘ün apar topar
içine atıldığı sandal kıyıdan uzaklaşmak üzereyken çökertme
tarafından hızlı hızlı gelen sandal göründü.Sandalın kürekleri
kanat gibi açılıp kapanıyordu.Bir yanda kaymakam kolcularının
sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi girecek olan
Halil’in sandalı.Yanında en güvendiği arkadaşı İbrahim
Çavuş.İbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü siperlemiş eliyle kolcuları gözlüyor.Millet sahile dökülmüş
yürekleri ağzında seyrediyor onları.
Halil’in sandalı uçuyor gibi.İki sandal burun buruna geldi
vuruşma başladı.Patlayan silah sesleri.Ve ardından Gülsüm’ün
figanı.İbrahim Çavuş’un figanı. İbrahim Çavuş kapanmış sandala
haykırıyordu.”Gitti.Yiğit Halil gitti.Vurdular Halil’i.Kalleş
Kaymakamın adamları vurdu Halil‘i.
Kolcuların sandalı Bodrum’a hızla Gülsüm ‘ü götürürken,
Halil’in sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu.Sonra
sandaldan çıkardılar Halil’i.Oluk oluk kan akıtordu. İbrahim
Çavuş’un kollarında verdi son nefesini.Sonra kalabalığı bir
uğultu sardı.Bir hıçkırık, bir gözyaşı seli.Bunların arasından
da yanık içli bir ses yükseldi.Ağlayan,ağlatan...
Kaynak :
www.sevginehri.net |
|
|
|
|
KERİMOĞLU
(Bodrum – Karaova) Kerimoğlu
inik gelir inişden (2)
(Kerimoğlu (iniyoru) (geliyoru) inişden)
Her yannarı görünmeyor kümüşten (2)
Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Dabancası beşi birden patladı (2)
(Altılı patlak bellerinde patladı)
Bağlantı
Kerimoğlu eşkiyalık ediyor (2)
Oyneveesin zenginnerin yüreği (2)
(Tüp tüp (küt küt) eder zenginnerin yüreği)
Bağlantı
Her yannarı gara duman bürüdü (2)
Çandırmalar alay alay yörüdü (2)
(Gırzerdeliler alay alay yörüdü)
Bağlantı
Fur davılcı davılların inlesin (2)
Kerimoğlu gidiyoo kööleriniz dinnensin(2)
Bağlantı
Haydindik avlıların gazeli (2)
Yollarına çifte gurban kesmeli (2)
Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Selamoğlu silahları topladı (2)
KERİMOĞLU
(Pisi = Yeşilyurt)
Öf len de aman da amanın
Şu dağlara yollar var mı?
(2)
Oyna da Kerimoğlu
Senden başka bir yiğit var mı? (2)
Öf len de aman da amanın
Karlı dağa çıktım yoruldum (2)
Ben o yarin kaşlarına
Gözlerine furuldum
(2) Öf len de
aman da amanın
Kerimoğlu iniyor yerinden (2)
Kim ayrılmış ben ayrılam
Aman nazlı yarimden
(2) Öf len de
aman da amanın
Kerimoğlu iniyor inişden
(2)
Her yannarı görünmeyor
Kümüşten de kümüşten (2)
Öf len de aman da amanın
Yerkesik ile Çakallık’ın arası
(2)
Sol yanında Kerimoğlu’nun
Yarası da yarası
(2) Öf len de
aman da amanın
Karlı dağların sandalı da sandalı
(2)
Al kannara boyanmış
Kerimoğlu’nun her yannarı her yanı (2) |
|
TÜRKÜNÜN HİKAYESİ
Kerimoğlu Ali (Kocaman) Bodrum’un Karaova
bucağına bağlı Pınarlıbelen köyünün Karanlık mevkiinde
(1251-1336)
yıllarında yaşamıştır. Kerimoğlu Ali,
Efece ve dürüst hareketleriyle
tanınmış bir çocukluk ve gençlik yaşamını, Karaova’nın Yeniköy’ünden
Nizamların kızı Güssün’le evlenerek sürdürüyor. Onun bu ilk evliliğinden
de oğlu Murat doğuyor.
Kerimoğlu berberdi, keman da çalardı. Kerimoğlu
evliliğinin ilk yıllarında ve 30 yaşındayken yanında Osmancık’ın Hasan,
Külcüoğlu ve Oduncuoğlu olduğu söylenen kişilerle, Gökyer’le Akdam
arasında, Akdam’a daha yakın olan Köle Damında, Karakütük denilen darı
tarlası içinde kurulmuş çardağın üstünde uyuyan Mehmet Ali’nin (Barıtçı)
Kerimoğlu’nun dayısının kızına laf atmış olması karısı, Kıllı Kızı
Ayşe’nin kendisine istendiği halde verilmeyişi nedeni ile çardağa gelip
eşinin başını gamasıyla keserek Ayşe’yi arkadaşına sırtlatıp da
götürmeye başlar. Ayşe gitmemek için direnmiş, çabalamasını sürdürünce,
bu çabalamayı önlemek için hafifçe dokundurulan gamanın fazlaca
saplanmış olmasından Ayşe, kıpırdanışlarını azaltır. Onu Arap kuyusu
mevkiinde Eğri Kuyuya 200 metre kadar batıda, Cavır (Gavur) Yıkıkları
denilen yerde indirirler. Ama Ayşe fazlaca saplanan gamadan
öldürülmüştür. Her 10 Ağustos’ta orada iniltilerin duyulduğu söylenir.
(10-15-12) Bazılarına göre
(Çünkü bu suçu bir başkasının işlediği
ve suçu Kerimoğlu'nun üzerine attığı da söyleniyor, yani bu suçu
Kerimoğlu'nun işlediği kesin değildir.) Kerimoğlu bu güzel Ayşe’nin ölüsüne temasta bulunduktan sonra onu oradaki böğürtlen ormanı içine bırakıp dağa çıkar.
Ayşe’nin saçlarının köpeklerin ağzından alındığı da söylenir. (20-26)
Bu
hadiseyle ilgili yargı yukarıdaki resmi(¹) üzerinde bulunan eski yazıdan
okunmaktadır;
“Kerimoğlu namıyla meşhur olan bu Ali, otuz yaşlarında ve Aydın Vilayeti
dahilinde, Menteşe Sancağı mülhakatından Bodrum Kazasına bağlı Karaabat
(Karaova) Nahiyesine mazaf askeriyesi ahalisinden olup 93 senesi
Recebinin 10. bazarirtesi gicesi müsellihan bir takım avanesiyle beraber
mezkür sancak mezakatından Karadere Kariyesi’nde sakin Barutçuoğlu
Mehmet Ali’nin hanesini basup merhum Ali’yi gatl ve emval ve eşyasını
gasb ettiği ve maktülün zevcesi Ayşe’yi dahi cebren kariyei mezküre
civarında vaki ormana götürüp raks etmek için vaki olan teklif ve
ibramine mezkürenin saikai iffetle gösterdiği muhalefet üzerine bir
sureti gadderenede cebren icrai fili şeni ettikten sonra mezbureyi dahi
gatl ve ifna eylediği ihbarat ve emaretle sabit olarak 94 senesinde
Menteşa’nın mülga Meclisi temyizi tarafından, onbeş.”
Kerimoğlu Ali ne kadar aransa da
bulunamaz. Onu Karaova’nın dağlarında, Sıralavaz’ın ve hatta Muğla’nın
dağlarında ele geçirmek o zamana göre çok olanaksızdır. Kerimoğlu Ali’yi
birgün Yaka köyünde bir muhabbet sırasında, Gırzerdeliler’in baskınına
uğramış görüyoruz. O, yanındaki arkadaşlarından Cingen Halil Efe’yle,
yapılan baskını sonuçsuz bırakıp kaçıyor. Fakat Gırzerdeliler peşini
bırakmıyor. Kerimoğlu onları Yaka köyünün kuzeyindeki yel değirmenlerine
yakın yamaçlarda siperlere kapanarak pusuya düşürüp, geriye kaçmaya
sebep olan karşı baskını yapıyor. Bu baskında ölen Kör Bayram’ın
mezarının bulunduğu yere hala “Bayram Mezarı” denilmektedir. (19)
Kerimoğlu Ali’nin büyük bir desteği yenice büyümeye başlayan Süleyman
(Mariz Zeybek), meteliği bile vuran bir delikanlı, bir Efe olarak o
günlerde kardeşine yardımcı oluyor. Her iki kardeş Efe de arandıkları
bir gün, köyün muhtarı olan dayıları Topal Hasan’ın karısını (Basma
Kızı) evlerine çağırıp, Süleyman’ın karnına hamur vurduruyorlar. Mariz
Zeybek’in karın ağrıları çekmesi, ona bu adın (Mariz) verilmesine neden
olmuştur. Köye Kerimoğullarını aramak için gelen zaptiyeler muhtarın
evine geldiklerinde, hamur vurmaya gittiği yerden dönen Basma Kızı bir
densizlik edip hamur vurmaya gittiği yeri ağzından kaçırınca, zaptiyeler
Topal Hasan’ı da yanlarına alarak Kerimoğullarının evini sarıyor. Muhtar
Hasan eve biraz yaklaşarak; “Ben dayınızım, evi zaptiyeler sarmıştır.
Teslim olun, kaçmaya kalkarsanız vurulacaksınız, eğer teslim olursanız
ben sizi kurtarırım” diye seslenmiş ama Kerimoğulları bunu dinlemeyerek
kaçmayı başarmışlardır. Bu kaçma başarısında, iri vücutlu, geniş Efe
yapılı Kerimoğlu Ali ve kardeşini öldürmeye kıyamadıkları da söylenir.
Yalnız, arkalarından pek çok atış yapılmıştır. Bu atışlar
esnasında, “Gelin Öldü” denilen yerde
Mariz Zeybek vurulmuş (6), başı kesilerek Bodrum’a getirilmiş, sırıkta
cadde ve sokaklarda gezdirilmiştir. Mariz Zeybek’in başsız vücudu da
Kerimler Tepesi’ne(*) taşınmış, ancak üç gün sonra gömülebilmiştir. Bu üç
gün onu beyaz bir köpeğin beklediği, ölünün kalkmasından sonra da gözden
kaybolduğu söylenir. Mariz Zeybek’i vuran Tepecikli Gara Zeybek’e
Kerimoğlu ilendiği için, bu sülaleden kimse kalmadığı da söylentiler
arasındadır.
Kardeşinin vuruluşunun ertesi günü, Kerimoğlu Ali’nin küçük kardeşi
İbrahim’le Muğla dağlarında görülmesine, bu kadar yolu bu kadar kısa
zamanda nasıl geldi diye herkes hayret etmiştir. Kerimoğlu Ali Pisi’ye
(Yeşilyurt) sık sık gelirdi. Burada akrabaları vardı.
(Konar göçer yaşayışları sırasında) Kerim’in oğlu Kerim ve kardeşi ilk
kez, Mariz Zeybek’in gömüldüğü (Karaova-Pınarlıbelen Köyü Karanlık
mevkiindeki) Kerimler Tepesine konmuşlar. Bir dahaki sefer aynı yere
gelişleri sırasında kardeşi Hüseyin Pisi’de kalıyor. Onun oğlu Hüseyin
ve Eyüp Zeybektir. Eyüp Zeybek Çakallıktaki bir düğüne davet edilip,
düğün evinde kaldığının ihbarıyla Fethiyeli Arap İsmail Çavuş tarafından
100 sene evvel vuruluyor. Eyüp Zeybek’e, sevgilisi
Kerimoğlu havasını
yakıyor.(9) Kerim de Hüseyin’den ayrı, Kerimler Tepesindeki yurtlarına
konmaya devam ediyor. Muğla dağlarında gezerken, Köyceğiz postasını
vurup, kardeşi İbrahim ve Karasulu Zeybekle, Gabalılar köyüne, Goca
Gabalı yörüğün evine misafir geliyor. Kerimoğlu Ali’ye ziyaret için
gereken yapılıyor. Uyku zamanı gelince, iki Kerimoğlu kardeşin arasına
Karasulu Zeybek yatıyor. Kerimoğlu Ali henüz uyumamış, kardeşi İbrahim
uykuya dalmışken, Karasulu Zeybek, Goca Gabalı’nın kadınını ayağıyla
türtüyor, kadın öbür tarafına dönüyor. Bunun birkaç kez tekrarlandığını
anlayan Kerimoğlu Ali; “İbrahim kalk” diyor. İbrahim silaha sarılıp
kalkıyor. “Bir şey yok, gidelim” diyor Kerimoğlu Ali ve dışarı
çıkıyorlar. “Ne Efe?” diye sorunca, Efe durumu anlatıyor. İbrahim;
“Öldürelim” diyor. Kerimoğlu Ali; “kurşun telef etmeyelim, azat edelim”
(23) deyip oradan ayrılıyorlar. Sonra yanındaki kırk kişilik toplulukla
Çamarası’na gelip, dayısı Muhtar Hasan’dan intikam alıyorlar.(11)
Dayısı Topal’ın Muhtar Hasan’ı incir ağacına asıp, “sen kardeşimin
ölümüne sebep oldun, sen bizi ele verdin, ben şimdi senin derini yüzüp
içine saman depeceğim” derken yetişen kardeşlerinin yakarmalarına
dayanamayıp, onun ayağını topal ederek salıveriyor. Karannık’a gelirken
önlerine gelen Basma Kızı’nın da boynundaki altınları alıp geçiyor. (11)
Kerimoğlu Ali yaşantısını Bodrum’un ve çoğunlukla da Karaova’nın
dağlarında sürdürürken, yakalanması becerisini kimse gösteremiyor.
Birgün, sonradan Kel Mülazim denilecek bir asker, “bana bir mülazim
elbisesi verirseniz onu sağ salim getiririm” diyor. O, verilen elbiseyi
giyip dağlara çıkıyor ve günlerce dağlarda dolaşıyor. Kel Mülazim;
“oğlum Ali, gel teslim ol seni İzmir Kalesine vali yapayım” diye ünlüyor
(bağırıyor). Bu sesi Karaova’nın dağlarında birçok kez duyan Kerimoğlu
Ali Efe, yanındaki arkadaşlarına gitme niyetini söyleyince, onlar karşı
çıkıyorlar. Nihayetinde Ali Efe onları dinlemeyip; “varayım gideyim,
İzmir Kalesine Vali olayım, si.imin tepesinde kehle (bit) kırayım”
diyor.(14)
Kel Mülazim’e bu başarısından dolayı Mülazim elbiseleri gerçekten
verilip ödüllendirilmiştir. Kerimoğlu da önce
Aydın, sonra da Muğla
hapishanesine gönderilmiştir.
Kerimoğlu Ali ve kardeşi İbrahim’den çok çeken Rumlar, onun Muğla
hapishanesine düştüğünü öğrendikten sonra bir gün, Kerimoğlu İbrahim’in
Gereme’ye geldiğini duyup, ona gereken yakınlığı göstermiş, hatta ona
bir ziyafet de vermişler ama fazla sarhoş ederek öldürmüşlerdi. Bunu
hapishanede öğrenen Kerimoğlu Ali Efe çok üzülmüş, intikam almak için
Osmancık’ın Hasan’la pencere demirlerini kırarak kaçmıştır.(9) Kerimoğlu
Gereme’ye gelip, kardeşini öldürenleri ve yakınlarını toplatıp bir
urgana bağlattığı bu 18 kişiyi yan yana sıralayıp kurşuna diziyor.
Bir
gün, Hacı Emiroğlu tahsildar Hüseyin Etrim’deki evinde kahve pişirirken,
“hoş geldin demedin ve kaçak adamdan vergi almak istedin” diyerek onun
kulağını kesmiştir.(1-3-10-15)
Sonra yine yakalanan Kerimoğlu, daha önce de kaldığı Aydın hapishanesine
gönderiliyor. Bu hapishanede sözünü herkese geçiren, “Gece Guşu” ismiyle
tanınan Hüseyin Zeybek’le karşılaşıyor. O, Kerimoğlu’nu hiçe sayarcasına
alaylı konuşmalarda bulunmuş, “sen önce üzerindeki biti temizle” dediği
bir sırada da, izzeti nefsiyle oynanan Kerimoğlu buna dayanamayıp,
ayağına bağlı olan 60 okkalık pranga zincirini kaldırıp Gece Guşu’nun
başına vuruyor ve hıncını alıyor. Onu böylece öldürmesinden sonra da
İzmir hapishanesine sürgün ediliyor.
Kerimoğlu, İzmir hapishanesine gelince, oradaki cezalılara karşı Efelik
otoritesi sürdüren bir Ermeniyle çatışmaya yöneltiliyor. Oranın
hapishane müdürü onu çağırıp;
-“ Bu Ermeni herkesin başına bela kesildi burada, ona söz de
dinletemiyoruz, onu ancak sen haklayabilirsin, şimdiye dek kimse bu işi
beceremedi, eğer bu işi sen becerebilirsen, cezan hafifleyecek, çok çok
azaltacağız ve seni koruyacağız” der.
Kerimoğlu da, işin içinde kurtulma ümidi olduğu içindir, olmaz
diyememiş. Ondan sonra Ermeni’nin neler yaptığını incelemeye başlamış.
Onun haksız hareketlerine sabretmesini de olanaksız bulduğu için;
-“ Avenoz, berberhaneyi, marangozhaneyi ve hamamı haraca kesmişsin, bu
da yetmiyormuş gibi yeni gelenlerden ayakbastı parası istiyorsun, sen de
onlar gibi Anadolu’dan geldin, niçin onlara eziyet verirsin” deyince, O;
-“Sen misafirsin, sıra sana da gelecek üç gün sonra” demiş.
Kerimoğlu’na, “yak şu sigarayı bana” deyince, “arkadaşlıkta böyle olur”
diye sigarasını yakıvermiş Kerimoğlu. Avenoz, sonra yine Kerimoğlu’na;
“Kalk git arak buradan” deyince, Kerimoğlu; “Beni sen kaldıramazsın
buradan, beni buradan ancak Allah kaldırır” diye yanıt vermiştir.
Kerimoğlu’nun bu hareketine çok kızan Ermeni onu çağırarak; “haydi elime
su dök” diyerek, küçük su testisini göstermiş. Kerimoğlu da su testisini
kaldırırken onu kontrol da yapıp, içinde su olmadığını işini
bitireceğini anlayarak, su testisini Avenoz’un başına indirmiş ve başını
parçalayarak öldürmüştür. Etrafındakilere, “bu köpeğin başı, bu su
testisinden de çürükmüş” diye de söylenmiştir. (6-12-2)
Bu öldürme olayın gerçekleştiren Kerimoğlu’nu, sözde hapislere yakalatıp
savcılığa götürürler. Savcı;
-“ Ne yaptın yine” deyince, O;
-“ Hiçbir şey yapmadım” diye cevap verir. Savcı;
-“ Cezan artar” deyince, Kerimoğlu;
-“ Yüzbir, müzbir tanımayacaksınız” der.
Yaptığı bu olaydan aldığı suçtan ayağına güya pranga da takılan
Kerimoğlu’nun yanına iki asker verilir. Yol paralarını da alan bu iki
kişi onu vapurla Beyrut’a sürgün olarak götürecektir. Hapishane Müdürü;
-“ Seni iki askerle gönderiyorum, Beyrut’a varınca askerler iskelede
seni kaybedecekler ve gidip durumu da kaybettik diye bildirecekler, sen
o zaman kaçar kurtulursun” demiş. Bu yöndeki uyarısını askerlere de
yaptığını söylemiş. Gerçekten de öyle olmuş ama, karakola haber
verildikten hemen sonra yakalanmış, Trablusgarp’ta Fizan’ın Murzuk
Kalesi hapishanesine 1825’te sürülmüştür. Huzursuz, azılı ve ırz düşmanı
kimseler Murzuk’a sürülürmüş. Trablus Kalesinin arşivinde Kerimoğlu
için, “şeref kurbanları ile gelenler arasındadır” denilir. (Muhammet el
Usta’dan) (17/65-28)
Trablusgarp hapishanesinden de kurtulmanın
yollarını arayan Kerimoğlu, Vali üzerinden karaçosuyla geçerken düşürüp,
istediklerini yaptırabilmek, sonra da bir filikayla kaçmak için
hapishanenin toprak damını inceltmeye başlamış. Fakat bu planları
başarıya ulaşmamış. Onların dama açtıkları bu duvardan arkadaşları çıkıp
kaçabilmişler ama Kerimoğlu ağır, iri vücudundaki geniş omuzları ile
açılan delikten çıkıp kaçamamıştır. Onun, deliği daha da genişletme
çabaları yetişip gelenlerce sonuçsuz bırakılmıştır. Sabahın erken
saatlerinde yetişen hapishane müdürü, yakalayın şunu deyince, Kerimoğlu;
-“ Onlara acırım, sen gel yakala” demiş. Durumu anlayan hapishane müdürü
işi tatlılığa alarak;
-“ Bırakın onu, kendisi odasına geçer” demiş ve öyle de olmuş.
Daha
sonra Kerimoğlu yanındaki arkadaşları Ödemişli Musa’nın ve İbrahim’in de
yardımlarıyla hapishanenin duvarını delmeye başlamış, buradan da kaçmayı
7 sene 18 günde becermiş.(13-10-24) Durumu haber alan hapishane
ilgilileri peşine takılmışlar, yakalamak için çok yaklaştıklarında,
kumda açtıkları çukurda gizlenmiş ve takipçilerden kurtulmuşlardır.
Sonra uçsuz bucaksız Libya çöllerinde aç susuz giderlerken pek çok
tehlikeler geçirmiş ve rastlamış oldukları bir Arap ailesinin yanında
iki ay kadar kalmışlardır. Bu Arap ailesinin en çok şaştığı,
Kerimoğlu’nun saati olmuştur. Saati göstererek, “tık tık şeytanullah”
deyip, korktuklarını açıklamışlardır. Kaçışı sırasında yolu Rodos
adasına düşen Kerimoğlu, orada (bazılarına göre Şira adasında) karın
tokluğuna çalıştığı, yardımcısı olduğu kahvecinin kızıyla evleniyor.
Parasızlık ve gidiş zorlukları nedeniyle geçirdiği buradaki yıllarda iki
oğlu ve bir kızı dünyaya geliyor.
İçi sıla ateşiyle yanan Kerimoğlu’nun, “balıkçıların kullandığı, ığrıbı
boyamada gerekli olan çam kabuğunun çok bulunduğu yerdir” diye, bir
balıkçı kayığıyla Güvercinlik’e gelişini izliyoruz. Kerimoğlu, Efeliği
sırasında ele geçirdiği paraları, hapiste bana bakar diye bıraktığı ve
en yakını gördüğü halası ve eniştesinin onunla ilgilenmeyişlerinin
nedenini sormak için bir akşam karanlığı, halasının kocası Kocayağcı’nın
(İbrahim) evine gelivermiştir. Kerimoğlu’nun, eniştesinin evinde gördüğü
kalabalığın, yolda gördüğü kalabalığın devamı olduğunu anlaması uzun
sürmemiş ve halasının gözyaşları da eniştesinin öldüğünü kanıtlamıştır.
Kocayağcılar yıllar geçtikçe korkusunun daha da arttığını şöyle dile
getirmiştir; “Allahım, Kerimoğlu gelmeden benim canımı al.” Gerçekten de
öyle olmuş. Kerimoğlu’nun gelirken sırttan aşağıda gördüğü kalabalık da
onun naşıymış. Kocayağcı’nın Kerimoğlu’nu hiç aramayışı da oğlunun
askerlik bedelini verişi ve bir çok tarla alıp, Kerimoğlu’nun verdiği
paraları tüketmiş olmasındandır.
Silindir şapka giyerek, o zamana göre tamamen bir gavur giyinişinde köye
gelen Kerimoğlu, kendisini burada yapayalnız hissediyor. “Karım da yok,
ne ev var ne de yurt” diyerek. Tanınmamak için giydiği kenarlı şapkayla
evine gelip, bir gavur gibi de ses çıkararak, “var yumurta?” diye
soruyor. Böyle davranarak ilk hanımı Güssün’ün dürüstlüğünü ve bir
yabancıya nasıl davrandığını anlamak istiyor. Güssün ona, “hadi siktir
git, köpek oğlu köpek” diyerek kovuyor.(18) Kerimoğlu ikinci kez evine
gelişinde bu defa su istemiş, onu Rum sanan karısı yine kovunca, O; “var
yatmak bir kilim üstünde, ahır olsa zararı yok, yeter ben kalmak”
deyince, ona bir kilim yayıvermişler. Kerimoğlu, evde gördüğü bir erkek
yüzünden hanımından şüphelenmeye başlayıp, daha dikkatle durumu
izlerken, delikanlının bağlamasını düzmeye başlaması kuşkusunu daha da
arttırmıştır. Başka erkeklerin de geldiğini görünce, “bizim hanım
bozulmuş, ona bir ders vermeliyim” diye düşünmeye başlamıştır. Sazların
çalınışı epeyce devam edip, bir ara biraz durur gibi olunca, Kerimoğlu
yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu eşkıya?” deyince,
hanımının oynayışı olarak düşündüğü delikanlı ona, “sus köpek kafir, sen
benim bubamı ni bilirsin?” diye çıkışıyor. Sazlar gene çalmaya devam
ediyor. Kerimoğlu yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu
eşkıya, siz bilmez siniz onu?” diye sorunca, Kerimoğlu’nun ilk hanımı
olan Güssün, bir cavur diye düşündüğü bu adama daha dikkatle bakmış,
Kerimoğlu olduğunu bilerek, “kalk oğlum, bu buban” demiş. Murat anasının
bu konuşmasına inanmamış ve ne olduğunu anlamamış bir durumdayken, “kalk
oğlum kalk, bu buban elini öp” diyen annesinin Kerimoğlu’nun elini
öpmesinden sonra, Murat cavur zannettiği bubasının elini öpmüş ve
birbirlerine sarılmışlardır.(23)
Kerimoğlu, Güvercinlik’e çıkışından sonraki yaşantısını hep gizlilik
içinde ve yakalanmamak dikkatiyle sürdürmüştür. O hep aynı yerde kalmaz,
yer değiştirir dururdu. Kendi evinden(²)
çok, yamaçta yaptırdığı gizli
sığınağında(³) kalırdı. Bu yerin ve evinin pencereleri savunma düzenine
göre yapılmıştı. Kerimoğlu sıkı arandığı zamanlarda Gereme’ye giderdi.
O, Bodrum’daki Halk Kütüphanesi, Adliye binası ve daha pek çok malı olan
Tiryandafili isimli çorbacının (Rumağası) önerisiyle Gereme’deki çorbacı
Phalis tarafından gizlenir ve bakılırdı.(18) Çakır Güssün’ün, Çingen
Halil Efe tarafından Dertli’nin Ali’nin evinden alınışında,
Kerimoğlu’nun da olduğu bilinmektedir.
Kerimoğlu’nu Çerkez Kaymakam ve o zamanın zenginleri korurdu. Bu ondan
çekindiklerinden olmalıydı. “Oyneversin zenginlerin yüreği” diye
Kerimoğlu türküsünde bu belirtilmiştir. Kerimoğlu, Hürriyetin
(2.Meşrutiyet) 23 Temmuz 1908 (1324) de ilanından bir hafta önce, Çerkez
Kaymakamın gizlice gönderdiği haber üzerine, Bodrum çarşısına pür silah
inip, 32 yıllık eşkiyalık hayatına son vererek teslim olmuş ve Bodrum
Kalesine –sözde- hapsedilmiştir. Bir hafta sonra da Hürriyetin ilanında
çıkarılan afla salıverilmiş ve sözde hapisliği bitmiştir.
Ömrünün son 12 yılını evinde geçiren Kerimoğlu, en rahat ve korkusuz
günlerinde bile çok dikkatli gezer, uykusu dahi böyle geçerdi. O, birgün
Çiftlik’in Armutçuk mevkiindeki bir düğünde oyun yerine kamasını dikmiş,
oyununu sürdürdükçe sürdürüyor. Kerimoğlu’nun bu meydan okuyuşuna kızan
Kel Mustafa (Cenikli) ortaya yürüyerek, Kerimoğlu’nun kamasını ayağıyla
iteleyip düşürüyor.
-“ Kim kolunu kaldırırsa kendini yerde bulacak” diyor. Kerimoğlu da;
-“ Ey arkadaşlar bundan sonra Efe ben değilim, Kel Mustafa” diyor ve
oradan ayrılıyor.(4-10)
Giderken arkadaşları ona soruyor;
-“ Efem bu şanına sığar mı?” diye. O da;
-“ Bırakın burada da bir it türesin” demiş. (4-25)
Kerimoğlu, çok sevdiği Selamoğlu Topal Mustafa’nın oğlu Hasan’ın
düğününde oynarken, gırasını havaya kaldırarak atış etmek istiyor. O
anda Selamoğlu;
-“ Otur len deli pezevenk, ortalığı velveleye verme” deyince, Kerimoğlu;
-“ gine eskisi gibi dağa çıkarım” diyor. (20)
Selamoğlu’nu kıramayıp, odunların yanışıyla oluşan düğün meşalesinin
önünde diz çöke çöke Efece oyununu oynuyor. Kerimoğlu türküsünde
“Selamoğlu silahları topladı” bundan sonra söylenmeye başlamıştır.
İlk eşi Güssün’ü çocuktan kaldı diye boşayan Kerimoğlu, Yeniköy’de bir
ev yaptırıp, oğlu Murat’ı Mazı’dan bir kızla evlendirdikten sonra
kendisi Karanlık’a geliyor. Güzel saz çalan ve berberlik de yapan
Kerimoğlu, ikinci evliliğini Mumcular’dan Hacı İmam kızı Fatma ile
yapmıştır. Bu evlilikten 1316 (1900) doğumlu en büyük oğlu İbrahim,
sırasıyla Kerim, Süleyman, Mustafa(), Ali, Elif ve Ayşe isimli çocukları
dünyaya gelmiştir.(23)
Kerimoğlu, 1336 (1920) yılında 85 yaşında ölmüştür.(27) O, Kerimoğlu
türküsüyle Bodrum oyunlarında yaşamaktadır. Ona yakılan bu
(Bodrum-Karaova yöresi) Kerimoğlu türküsü ve oyunu hareketlidir. Amca
oğlu Eyüp Zeybek’e yakılan (Pisi=Yeşilyurt yöresi) Kerimoğlu türküsü ve
oyunu ise ağırdır ve daha çok bilinen, çalınıp söylenen bu ağır olan
formudur.
¹)
Bu fotoğrafı ilk defa küçüklüğümde bizim evde görmüştüm. Yaklaşık 25x30
cm ebatlarında büyükçe bir fotoğraftı. Bizdeki orijinali miydi, değilse
bize nerden gelmişti bilmiyorum. Sonra bizden alınıp Bodrum'a
götürüldüğünü biliyorum, üzerindeki eski yazı okunmuş ve fotoğrafın
kopyası çıkarılmış ve gittiği gibi olmasa da, bir şekilde geriye
gelmişti.
²) Kerimoğlu’nun
evinin fotoğrafı da en kısa zamanda çekilip buraya eklenecektir.
³) Kerimoğlu’nun
dağda gizlendiği yerin fotoğrafı en kısa zamanda çekilerek buraya
eklenecektir.
*) Kerimler Tepesi,
Pınarlıbelen köyünün Karanlık mahallesindedir.
**)Yukarıdaki
metinde (Türkünün hikayesi) parantez içinde yazılmış olan sayılar Mehmet
USLU'nun kitabında, kaynak kişileri belirtmek için kullanılmıştır.
Kaynak kişiler burada yazılmamışlardır.
Bu sayfadaki çoğu bilgilerde olduğu gibi, bu türkünün hikayesi de Mehmet
USLU'nun
"Bodrum Türküleri, Manileri, Tekerlemeleri ve
Marşları” kitabından alınmıştır. İzinsiz
kullanılamaz.
() Mustafa
Kocaman (H.1336 - 1956)' ın oğlu, Kerimoğlu'nun torunu Muhammed
Kocaman (1953 - ) türkünün hikayesi, Kerimoğlu'nun yaşamıyla
ilgili daha geniş bilgileri toplamakta, Yöre folklorunda önemli bir yer
tutan Kerimoğlu'nun yaşamını sürdürdüğü yerlerin (ev vs.) koruma altına
alınması için çalışmaktadır. İzinsiz
kullanılamaz. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
HAYITLI
Hayıtlı 'dan çıktım da imanım,
vardım Oluklu 'ya.
Oluklu'da üç cana kıydım döndüm ardıma.
Mektuplar da yazdım imanım taktım koluna,
Leşini de serdim künnük dalına.
Aldım tüfeğimi de imanım çıktım insan avına,
Jandarmalar kol kol olmuş Hayıtlı yolunda.
Hayıtlı Dağları 'm imanım kara duman bürüdü.
Dumanın içine a canım Mustafa yürüdü.
Mustafa 'nın sevdiği kızın adı Horu 'ydü,
Yaşı on beşe varmadan ömrü çürüdü.
Gençler mezarımı da imanım yan yana kazsınlar,
Mezarımın taşma Genç Mustafa yazsınlar.
Evlerine vardım imanım kapıları kapalı,
Mustafa 'ya sebep oldun Hayıtlı 'nın topalı
|
|
TÜRKÜNÜN
HİKAYESİ
Ellili
yılların başında, Dihiller sülalesinden Topal Salih ile
ailesi, bir kan davası yüzünden Karadeniz'den kaçıp, Mumcular
yöresine yerleşirler. Bir miktar mal mülk edindikten sonra,
Fesleğen Yaylası 'na bağlı Hayıtlı Köyü 'nden genç Mustafa 'yi
yanlarına yardımcı tutarlar. Mustafa, ailenin yanında
çalışmaya başlar ama başlaması ile birlikte ailenin genç kızı Hörü' ye de abayı yakar. Topal Salih olayın farkına kısa
sürede varır, çeker Mustafa 'yi bir kenara. Biraz kem küm,
sonunda baklayı ağzından çıkartır Mustafa Topal Salih olayı
anlayışla(!) karşılar, "Hele kız biraz daha serpilsin, dört
yıl sonra senindir Hörü." der. Eh bu durumda Mustafa artık
aileden sayılır. Çalışmasının karşılığında bir bedel ödenmez.
Dört yıl boğaz tokluğuna it gibi çalışır. Dile kolay dört yıl
bu. Ne zaman kolay geçer, ne Mustafa'nın sevdası eksilir. Ama
sonuçta tamamlanır şart koşulan süre. Mustafa varır Salih 'in
yanına ister Hörü 'yü. istemesine ister ama, işi biten Topal
Salih durmaz sözünde, "Vermiyom kızı sana." der. Bir, iki, üç,
beş, bakar ki Mustafa olmuyor, donandığı gibi basar Topal
Salih 'in Oluklu 'daki kulübesini. Bir kez daha ister kızı.
İhtiyar yine direnir, Mustafa sokar bıçağı Topal'm gırtlağına.
Topal'ın karısı hamle yapınca kaçmak için, onu da bıçaklayıp
kenara koyar. Sıra Hörü Kız'a gelince önce birlikte kaçmak
için ikna etmeye çalışırsa da bakar ki o da karşı çıkıyor,
iyiden çıldırır Mustafa. Sekiz parçaya doğrar sevdiğini. Sekiz
parçaya doğrar da her bir parçasını, kasap dükkanında çengele
asar gibi oracıktaki künnük ağacının dallarına asar. Sonra da
vurur kendini Hayıtlı Dağları'na. Muğla 'dan jandarma gelir
Mustafa 'nın peşine. On beş gün sürer takip. On beşinci gün
Mustafa 'nın ölüsü köye
indirilir.
Bu trajik
öyküyü Mumcular'da Çelik Dayı'dan -Mustafa Bacaksız-
dinledik. Çelik Dayı şimdilerinde yetmiş yaşında, arıcılıkla
uğraşıyor. Ama arıcılıktan önde gelen özelliği, onun bir halk
ozanı olması. Elli şu kadar yıldan beri cümbüş çalıp türkü
yapıyor. Anlattığı bu öykünün türküsü, yani "Hayıtlı" türküsü
de onun. Kendi tanık olduğu olayı, "Hayıtlı'dan çıktım
da imanım, vardım Oluklu'ya" diye başladığı bu
türküsüyle aktarmış 1959 yılında.
 |
|
|
|
|
|
|
ALLI
ZENEB'İM Zeneb'in evleri hamam yolunda
Altın bilezikler yanar golunda (2)
Zeneb'im Zeneb'im allı Zeneb'im
Güzellerin içinde belli Zeneb'im
(Aleylerin içinde belli Zeneb'im
Üç köyün içinde belli Zeneb'im)
Zeneb sen güzelsin alı nelersing?
İnce belin üstüne şalı nelersing
Araname
Bağlantı
Zeneb bu güzellik var mı soyunda?
Elvan elvan güller açar goynunda (2)
Araname
Bağlantı
Zeneb'e yaptırdın altından darak
Dara da zülfünü gerdana bırak (2)
Araname
Bağlantı
Zeneb'in mantosu sıkmış belini
Ceplerine sokmuş tombul elini (2)
(Gördüm al dudakta pembe dilini)
Araname
Bağlantı
Zeneb'im oturmuş daşın üstüne
(Zeneb'im oturmuş dağın başına)
Al garanfil sokmuş gaşın üsdüne (2)
(Sürmeler mi çekmiş hilal gaşına)
Araname
Bağlantı
Zeneb'im oturmuş gayve bişirir
Kınalı parmaklarınnan filcan deşirir (2)
Araname
Bağlantı
Evlerinining önü Madran almesi
Sulara govermelere korkar annesi (2)
Araname
Bağlantı
Evlerining önü daşlık deyil mi?
Salla da şalvarını gençlik deyil mi?
Araname
Bağlantı
Evlerining önü hamama yakın
Zeneb sen güzesin çiçekler dakın (2)
(Zeneb sen güzesin nazardan sakın)
Araname
Bağlantı
Gölmeyining yeni haleli haleli
Her yannarın var emme gaşların belalı (2)
Araname
Bağlantı
A gız senin saçını ince de örmeli
Emsaling denging yokdur kimnere vermeli (2)
Araname
Bağlantı
|
|
İğdenin dalleri yerlere sallanır
Seni de seven oğlannar nası da dayanır? (2)
Araname
Bağlantı
Guca da dağ* başında mangal kömürü
Mevlam güzelleri versin ömürü (2)
Araname
Bağlantı
Guca da dağ başında buydi harmanı
Zevdalara tutuldum yoktur dermanı (2)
(Zevdalara tutuldum incedir dermanı)
Araname
Bağlantı
Guca da dağ başında harman olur mu?
Guru da zevdalara derman olur mu (2)
(Guru da zevda çekene ferman olur mu?)
Araname
Bağlantı
Guca da dağ başında harman güç olur
Güzellering yanında (goynunda) sabah tez olur (2)
Araname
Bağlantı
Evlerining önü düz deyil daşlık
Bi daha ele geçmez bu cavır gençlik (2)
Araname
Bağlantı
Giding evinize yollar dolaşır
İnsan sevdiğine (sürmelisine) tenhada ulaşır (2)
Araname
Bağlantı
Yüce de dağ başında gavışdım yare
Çok aradım derdime bulamadım çare (2)
Araname
Bağlantı
İğdenin dalleri esdiyi zaman
Nası da barışırız küsüdüyü zaman (2)
Araname
Bağlantı
Var git oğlan var git dengim deyising
Ak gerdan altın isder zengin deyising (2)
Not : Guca (Koca) Dağ, Gümüşlük limanının
önündedir.
|
|
|
|
|
|
|
|
AYVE DİBİ
Ah ayve dibi amman amman
Ah serin olur yavrum da yatmeye
Bağlantı
Ah gızla gelmiş amman amman
Ah sürü sürü yavrum da bakmeye
Bağlantı
Ah çekmecemin amman amman
Ah inatdarı yavrum da altından
Bağlantı
Ah bi yar sevdim amman amman
Ah asger oldu yavrum da bahdımdan
Bağlantı
Ah ayve dibi amman amman
Ah serin olur yavrum da dallere
Bağlantı
Ah bi yar
sevdim amman amman
Ah nasib oldu yavrum da ellere
Bağlantı |
|
Ah alıverin
amman amman
Ah dabancamı yavrum da doldurem
Bağlantı
Ah doldurem de amman amman
Ah ben kendimi yavrum da öldürem
Bağlantı
Ah varın bakın amman amman
Ah gabir bene yavrum da dar geldi
Bağlantı
Ah bu gençlikde amman amman
Ah ölüm bana yavrum da zor geldi
 |
|
|
|
|
|
|
|
BELALIM Çaya vardım cizmeyle belalım
Yar bulamadım gezmeyle
Çok metdaplı aldattım belalım
Gıyısı markalı mandille
(Çok hovarda aldattım belalım
(İpekli mandil vermeylen)
(Gaşımı gözümü süzmeylen)
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Hana vardım han deyil belalım
Pençiresi cam deyil
(Etrafları cam deyil)
Yarim hamamdan çıkmış belalım
Ayrılacak can deyil
(Dayanılıcek can deyil)
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Çaya vardım çayladım belalım
Gülü deste bağladım
Birini gendim için belalım
Birini yare yolladım
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Çaya vardım çayladım belalım
Çaydan balık avladım
Vardım yariming yanına belalım
(Ben yarimi görünce belalım)
Oturdum da ağladım
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising? |
|
Çaya vardım çay susuz belalım
Ela gözler uykusuz
Ellerin yari gelmiş belalım
Haniya da benim gaygusuz
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Yemenim dalda galdı belalım
Gözlerim yolda galdı
Tez gönder metdubunu belalım
Aklım hep sende galdı
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
|
|
|
|
|
|
|
|
ÇAKIR EMİNEM
Dağda da davar izi var (2)
Emine'min bende gözü var (2)
Emine'yi ben çok severim (2)
Doyulmaz cilvesi var (2)
Emine'm Emine'm Çakır Emine'm
Gözlerinin altı çukur Emine'm (2)
Dağda da tavşan yayılır (2)
Kemikleri sayılır (2)
Geçme de kapım (Eminem) önümden (2)
Seni de gören bayılır (2)
Emine'm Emine'm Çakır Emine'm (2)
Gözlerinin altı çukur Emine'm (2)
|
|
Dağda da davar güderim (2)
Emine'ye selam ederim (2)
Emine selamı almazsa (2)
Alır da başımı giderim (2)
(Başımı da alır giderim) (2)
Emine'm Emine'm Çakır Emine'm (2)
Gözlerinin altı çukur Emine'm (2)
Dağda dübek olur mu (2)
Ateşden gömlek (yasdık) olur mu (2)
El gızının goynunda
Uykuya amel olur mu? (2)
Emine'm Emine'm Çakır Emine'm (2)
Gözlerinin altı çukur Emine'm (2) |
|
|
|
|
|
|
|
ÇATAL ÇAM
Çatal çama gurşun atdım
Geçmedi aman geçmedi
Nazlı da yare aman
Ağılaa da veedim içmedi (2)
(Rakılaa veedim a yarim de işmedi)
Çok sööledim bir sözlerim
Geçmedi amman geçmedi
Gıymetini amman (ben saramadım
amman)
Bilene de düşmedi (2) (Sarana da
aşkoosun)
Ay garannık (amanın amman) (İmanım amman)
Gece de mi çıktıng yollara?
Yarim deye amman
Sarılı mı veedin ellere? (2)
(Sarılı mı veedin a yarim de ellere)
Ay doomadan amanın amman
Şavkı da furdu daalara
Ay doomadan amman
Gece mi de (gece de mi) çıkdın
yollara (2)
Gün mü doomuş amanın amman
Garibimin başına
Yeni de mi girmiş amman
Onüç ondört yaşına (2)
|
|
Bir tepeden bir tepeye
(Bir tepeden öbür tepeye)
Atıldım amman atıldım
Atıldım da amman
Aleylere gatıldım (2)
Onikidir amanın amman
(onikidir efeler amman)
Şu deermenin sereni
İçindeki amman
Urum deyil ermeni (2)
Ermeniye amanın amman
Nahal gönül veemeli
Çıkadabilsem amman
Şu daaların başına (2)
(Şu tepenin a yarim de başına)
Bir gemim var salı da veedim
Engine amman engine
Şindi de raabet amman
Güzel ilen de zengine (2)
Bir tepeden öbür tepeye
(Bir tepeden bir tepeye)
Ün olur amman ün olur
İnsan da sevdiyine
(Adam da sevdiyi yare)
Yanar da yanar kül olur. |
|
|
|
|
|
|
|
ÇEKİRGENİN
TABIRI Çekirgenin tabırı
Arpa da buydi batırı
Ben buralara gelmezdim amanın (2)
Nazlı da yarimin hatırı (2)
(Nazlı da gülümün hatırı)
Aranağme
Çekirgem uçmaz oldu
Ganadın açmaz oldu
Şu zamane gızları amanın (2)
Erkeden gaçmaz oldu(2)
Aranağme
Dabancamı doldurdum
Boş masaya gondurdum
Uyuyan gözlerini amanın (2)
Öperek uyandırdım 1. (2)
(Ah öperek uyandırdım)2.
Aranağme
Dambaşında siniler
Tisge de fursam iniler
Şu zamane gızları amanın (2)
Haftada goca yeniler (2)
Aranağme
|
|
Çekirgem uçuverdi
Ganadın açıverdi (kopuverdi)
Elin oolu deyil mi amanın (2)
Sevdi de (bırakıp) gaçıverdi
Aranağme
Dabancam dolu mermi
Adam bööle eder mi?
İnsan da sevdiği yari amanın
Bırakıp da (Bırakır da) gider mi?
(Terkedip de gider mi?)
Aranağme
Dabancam dolu fişek
Atarım yüssek yüssek
Haram da olsun sevdiğim amanın
(Haram da olsun a yarim amanın)
Sensiz de yaddığım döşek
(Sensiz yattığım döşek) |
|
|
|
|
|
|
|
DEMİRCİLER TÜRKÜSÜ
Demirciler amman
Demir döver tunç olur
Sevik sevik ayrılması amman
Fidan boylum güç olur
(Çakır mayam güç olur)
(Orta boylum güç olur)
Haydindik çatal çamda özger var
Benim yarimde halka gibi gözler var
Haydindik çatal çamın özgeri
Yaktı beni o yarimin gözleri
Oduncular amman
Kıssa keser odunu
Canfes şalvar amman sıkadagomuş
Fidan boylum budunu
(Fatmacığın budunu)
(Fatma gızın budunu)
Haydindik al işliye mor düüme
Cavır gızı gine girdi gönnüme
Haydindik al işliye yandım ben
Gekgeleni gendi yarim sandım ben
Çok sööledim amman
Bir sözlerim geçmedi
Nazlı yare amman ağıla vedim
Fidan boylum içmedi
Haydindik ovalarda ganyaşı
Yarim asger dinmez gözümün yaşı
Haydindik çatal çamın dalleri
Nahal olucek ikimizin halleri
İnme de durnam inme
Bööle susuz köölere (çöllere) (göllere)
Ben gidersem amman sen galıyorsun
Fidan boylum ellere
|
|
Haydindik çatal çamın akması
Yaktı yandırdı Davazlı'nın Fatma'sı
Haydindik ovalarda örümcek
Bayılıvedim ben yarimi görüncek
Yansın İzmir yansın(Yansın İzmir amman)
kordon boyu kül olsun (demiryolu kül oosun)
Beni yardan amman ayıranın
(Ben gidersem fidan boylum amman)
İki gözü kör oosun
(Senin yarin kim oosun)
Haydindik cepkeninde mor susda
Şindiki gızlar erkekleden çok usda
Haydindik hane yapdım han oldu
Cavır gızı şu yannara nam oldu
(Şu Bodrum'a nam oldu)
Demirciler amman
Demir döver ocakda
Cavrın gızı amman hiç inmiyor
Gara gözlüm gucakda
Haydindik al işliye yandım ben
Geliyoranı gendi yarim sandım ben
Haydindik üç metelik on para
Şindiki gızlar erkeklerden zampara |
|
|
|
|
|
|
|
GARABÜBERİM
Zerdali çiçeklendi
Dalleri pülçüklendi
Ağle de gözlerim ağle
Ayrılık gerçeklendi
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
(Gara gözlüm yandı da ciğerim)
Zerdali de çiçeğim
Şaşdım nerden geçeyim
O yar da benim olmazsa
Ağııla mı içeyim?
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Beyaz keeme toz olur
Siyah keeme söz olur
Gel yeşiller keeyelim
Muradımız tez olur
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Gara gara gazannar
Gara yazı yazannar
Cennet yüzü görmesin
Aramızı bozannar
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Ben seni güccük ufak severim
Alme addım dereye
Gız çıktı pencireye
Gız Allahın seversen
Al beni içeriye
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Merdimenim kırk ayak
Kırkına furdum dayak
Ben yarimi görüncek
Ne el tutar ne ayak
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Ben seni güccük yaşdan severim
Merdimenden inmem ben
Basma da şalvar keemen ben
Kesiceksen canfes kes
Aaşam yanına (goynuna) gelmem ben
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Dut ağacı deyilim
Dut verici deyilim
Uzakta durma yakın gel
Can alıcı deyilim
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Ben seni güccük ufak severim
Ay dovar sini gibi
Sallanır selvi (sevli) gibi
Çok memleketler gezdim
Sevmedim senin gibi
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Gara tavık tepeli
Gulakları küpeli
Evlenmeyin bekarlar
(Var bene evlen diyorlar)
Şindiki gızlar şüpheli
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
(Kömür gözlüm yandı da ciğerim)
Gara tavık havada
Yımırtası tavada
Evlenmeyin bekarlar
Şindiki gızlar hovarda
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim |
|
Gara tavıgı kesmeli
Ganadından asmalı
Şu zamane gızlanı
Kitaplara basmalı
Garabüberim büberim esmeri
güzelim
Gara gözlüm nerelere gidelim
İndim gamış kesmeye
Eyildim su işmeye
Ben yarimi görüncek
Ganatlandım uçmeye
Ah garabüberim büberim
nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Şu gelen gayık mıdır?
Yelkene layık mıdır?
Yarim gitti asgere
Ağlasam ayıp mıdır?
Ah garabüberim büberim
nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Şu daala olmasaydı
Gülleri solmasaydı
Ölüm allahın emri
Ayrılık olmasaydı
Ah garabüberim büberim esmeri
güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Alme atdım denize
Geliyor yüze yüze
Sealm söölen Reize
Tezkere göndersin bize
Ah garabüberim büberim esmeri
güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Hayat kapısı sürgülü
Şalvarları bürgülü
Fatma da gadını sorarsan
Yaymacı'nın bülbülü
Ah garabüberim büberim
nerelere gidelim
Ben seni ufak yaştan severim
Uzun uzun gavaklar
Dökülüyor yapraklar
Pul pul olsun dökülsün
Seni öpen dudaklar
(Gız seni öpen dudaklar)
Ah garabüberim büberim esmeri
güzelim
Gara gözlüm yandı da ciyerim
Dalan daladı beni
Gören ağladı beni
Ölüm var ayrılık yok
Yarim bağladı beni
Ah garabüberim büberim
nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
bi daş atdım geline
Gelin almaz eline
Vay şu gelinin haline
Düşmüş bahçevan eline
Ah garabüberim büberim esmeri
güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Tepe başı gedik mi?
Gız sene bişi dedik mi?
Bi gececik yatmeylen
Gül gül memeleeni yidik mi?
Ah garabüberim büberim
nerelere gidelim
Ben seni ufak yaştan severim
Taze yaprak dolması
İçindedir gıyması
Her bi gızın harcı mı?
Gıravatlı maallimi sarması
Ah garabüberim büberim
nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Hayat kapısı burmalı
Garşıya divan gurmalı
Eyerem de Moola'lı (Muğlalı) almazsa
Kemikleeni gırmalı
Ah garabüberim büberim esmeri
güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim |
|
|
|
|
|
|
|
GARGI DERESİNİN PİNAR ODUNU
Gargı deresinin pinar odunu
A yavrım sürmelim
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Hanımlara fisdan biçelim
Erkeklere çuha dikelim
(arabacı doldur
içelim)
(gızlara yol ver
geçelim)
(Gızlara fisdan
biçelim)
(Doldur da bir
yudum içelim)
Nacaklar mı yardı senin budunu
A yavrım sürmelim
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Hanımlara fisdan biçelim
Erkeklere çuha dikelim
|
|
Altın tuğlu metdup geldi yarimden
A yavrım sürmelim
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Hanımlara fisdan biçelim
Erkeklere çuha dikelim
Mehmet USLU'nun Notu :
Gargı Deresi, hem Bodrum'da hem
Datça'da vardır. Bu türkü Datça'daki Gargı deresinin olabilir. Oradaki
Gargı deresinin değirmencisi Hakkı Çavuş içki ve sohbetleriyle meşhur.
bu sohbetlere katılan yakını Bodrum'un Müsgebi (Ortakent) köyünden
kemaneci Köroğlu (Hasan Hüseyin Salım) ile kardeşi darbukacı Fatmacık
tarafından Bodrum'a yayıldığı kanısındayım. Çıkışı kesin olarak belli
olmayan bu türkü, şekillenerek oynanan hareketli oyun havalarından
biridir. Datça'da bu türkünün özel bir oyunu olduğu söylenir. |
|
|
|
|
|
|
|
GÜN GÖRÜNMEZ
Gün görünmez amman
Melengecin dalindan amman
Kimse bilmez
Ben fakirin halinden
Yaddım da yarimin dizine
Bakdım da ela (aale) gözüne
Gollar basmış uyanamadım
Ufecik de tefecik fidan da boylum
Yarim senden ayrılamadım |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İLAMAN ÇALILARI
İlaman çalıları aman da amman
Yol ettim yalıları
İnadına sevicem aman da (amman) (Ayşem)
Çatlasın (dayıları) (halaları) (Gocalı Garıları)
Bağlantı
Yalıların gumuyum (aman da amman) (a yarim amman)
Balıkların puluyum
Alıceksen al beni aman da amman
Ben de Allah guluyum
Bağlantı
Yalı da gezer oldum aman da amman
Okuyup yazar oldum
Gız ben senin aşkından aman da amman
Gurudum gazel oldum
Bağlantı
|
|
Ay dovar pençireden aman da amman
Ben sandım sabah oldu
Açdım bakdım yorganı aman da amman
Yar goynumdan gayboldu
Bağlantı
Gül gibi açıyorsun aman da amman
Neşeler saçıyarsun
Aldadıp gaçıyorsun aman da amman
Ne de yaramaz Ayşe'm (Seni gidi yaramaz Ayşe'm)
Bağlantı
Gençliğin bir hızı var aman da amman
Galbimdeki sızılar
Yanakda gırmızı var aman amman
Utanmış biraz Ayşe'm |
|
|
|
|
|
|
|
KEKLİK GONDU KESMEYE
Keklik gondu kesmeye*
Sular indi teşmeye
Çoktan gözden kestirdim
Gız seni alık gaçmeye
Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım
Şu dağlar olmasaydı
Çiçeği solmasaydı
Ölüm Allah'ın emri
Ayrılık olmasaydı
Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım
Şu dağlar maviş durur
Geleni gavışdırır
Merak etme sevgilim
Hak bizi gavışdırır
Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım
|
|
Deniz üstünde motur
Ben işliyem sen otur
Gızlar sevdiği yare
İpekli mandil dokurDağlarım
amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım
Keklik gondu çalıya
Sular indi yalıya
Annen seni bene veemezse
Gaçacağız salıya
Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım
**(Bağlarım amman yeşil yeşil bağlarım)
(Yarim asger onun için
ağlarım)
*) Kesme :
Dağlarda yetişen ve defneye benzeyen bir ağaçcık.
**)
Bu türkünün nakarat kısmı kimi kişiler
tarafından "Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım", bazı
kişiler tarafından da "Bağlarım amman yeşil yeşil
bağlarım" olarak söylenir.
|
|
|
|
|
|
|
|
SÜRMELİ
YARİM Aman da aman
sürmeli yarim sürmeli
Ellerine sarı da leralar vermeli (2)
Aman da aman ineğinnen tanası
Gızı bene yanmış ni garışır anası (2)
Aman da aman yeni de caminin camları
Bööle mi isdemiş şindiki bayannarın cannarı (2)
Aman da aman yeni de çıktım deppodan
İsdedim de veemediler al yanaklı şebbodan (2)
Aman da aman çakdım da çakdım yanmadı
A gahbenin gızı sözlerime ganmadı (2)
(cavırıng dooduna çok sööledim ganmadı)
|
|
Aman da aman çıralar goydum
yanmadı
O cavırın doorduna neler de verdim ganmadı (2)
(O gahbenin gızına neler de sööledim ganmadı)
Aman da aman olmeyo bööle bööle
A cavırın gızı galbindekini sööle (2)
Aman da aman odun da sardım eşşeğe
Güvencin yok idi niden yaddın döşeğe (2)
Aman da aman çıralar goydum ocağa
Şindiki gızlar gendisi gelir gucağa (2)
Mehmet USLU'nun Notu : Bir
söyleşi topluluğu olan bu türkü, daha çok Karaovalılar'ın bir oyun
havasıdır. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
© 2009 Bodrum Bağları |
|