TÜİKin 2003 yılı
verilerine göre Türkiyede bitkisel üretim için kullanılan
alan 24 730 294 ha. dır ve bunun da 530.000 ha.ı bağ alanı
olup, % 2.28ine tekabül eder. Üretim olarak karşılığı ise 3
650 000 tondur.
Toplam bitkisel üretim
alanının % 13.74ü bahçe bitkileri tarımı için kullanılırken,
bunun % 15.6sını bağ alanları oluşturmaktadır. TÜİK verileri
incelendiğinde bunların yanında çok önemli bir nokta dikkati
çekmektedir; Türkiye tarım alanları azalmaktadır (birincil
sebep, tarım alanlarındaki yapılaşmadır) ve bahçe bitkileri ziraati artarken, tarla bitkileri ziraati azalmaktadır.
Bağcılık için çok
elverişli bir iklim kuşağı üzerinde yer alan, çok eski ve
köklü bir bağcılık kültürüne sahip olan Türkiyede;
bağcılığın ayrılmaz bir parçası olan şarapçılığı daha çok
gayrimüslimlerin yapması, onların içinde Rumların önemli
oranda yer tutması ve onların da mübadelede Türkiyeden
ayrılmaları, Türkiye bağcılığındaki gerilemenin önemli
nedenlerinden birini oluştururken, Cumhuriyet döneminde de bir
taraftan filokseranın hızlı tahribatı bir yandan da köyden
kente büyük boyutlu ve hızlı bir göç olayı ve ürünün
değerlendirilmesinde yaşanan güçlükler yüzünden, özellikle
1960 - 1990 yılları arasında hızlı bir gerileme süreci
yaşanmıştır.
(Şehre göçe
göçe bitmeyen bir köy nüfusumuz var bizim. Bunca göçe rağmen
halen % 35ler civarında bir tarım nüfusuna sahibiz. Bu oran
Avrupada %3-5ler civarında. Fransanın, İspanyanın,
İtalyanın tarımdaki yerleri belli. Bağcılık özelinde
bakarsak, o sektörden elde ettikleri katma değer de gayet iyi.
Bizim hem bağ alanı açısından hem de üretim açısından
dünyadaki yerimiz hiç de fena değil. Ancak bunun ekonomimize
katkısı olması gerekenin çok çok altında. Köyden kente göçün,
bir dönem bağcılığımızda gerilemeye neden olduğu söyleniyor.
Tamam, köyden kente göç olmuş ama sanırım bağcılığın
gerilemesinin/ilerlememesinin nedenlerini daha değişik
yerlerde aramak lazım. Genel olarak Tarım Sektörüne bakışta
bir sorun olduğu gibi, Bağcılığa ve bağlı sektörü olan
şarapçılığa bakış açısında ve algılamada bir sorun olduğu da
muhakkak...)
Gelelim günümüze ait
istatistiki verilere; TÜİK 2003 yılı verilerine
göre üzüm üretimi, toplam meyve üretiminin içindeki % 29.3lük
oranıyla en yüksek payı almakta ve bu oranla da önceki
yıllarda olduğu gibi lider konumunu devam ettirmektedir.
Tarım bölgeleri düzeyinde
bağ alanı ve üzüm üretimi incelendiğinde, uzun yıllardan bu
yana olduğu gibi bölge sıralamalarının değişmediği, ülkemiz bağ alanlarının % 33üne sahip olan Ege Bölgesinin, üretimin
de % 44 düzeyinde bir bölümünü karşılayarak birinci sıradaki
yerini koruduğu görülmektedir. 2003 yılında üzüm ve üzümden
üretilen ürünlerin dışsatımından sağlanan 241.6 milyon dolar
gelirin, toplam dışsatım gelirinin içindeki payı % 0.75tir ve
bu gelirin % 95i Sultani çekirdeksiz kuru üzüm satışından
sağlanmıştır. Sultani çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin tamamı
da Ege Bölgesinde gerçekleşmektedir. Akdeniz bölgesinin bağ
alanı ise, toplam alanın % 20.1ini, üretimin de % 19.5ini
karşılamaktadır.
Ortakuzey, Ortagüney ve
Ortadoğu olarak bölümlere ayrılan Orta Anadolunun bağlarının
alanının, toplam bağ alanı içindeki payı %28.5
civarlarındadır. Diğer önemli bağcılık bölgeleri de Güneydoğu
Anadolu ve Marmara bölgeleridir.
Tarım 2003 yılındaki
Yüzdelik
|
BÖLGELER |
ÜRETİM ALANI
(ha) |
YÜZDELİK DİLİMİ (%) |
|
Ortakuzey |
36 187 |
6.7 |
|
Ege |
174 698 |
33.0 |
|
Marmara |
27 462 |
5.8 |
|
Akdeniz |
103 172 |
19.5 |
|
Kuzeydoğu |
1 899 |
0.3 |
|
Güneydoğu |
70 260 |
13.2 |
|
Karadeniz |
1 050 |
0.2 |
|
Ortadoğu |
37 709 |
6.5 |
|
Ortagüney |
98 598 |
15.3 |
|
|
|
|
|
Toplam |
530 000 |
|
YILLARA GÖRE BAĞ ALANLARI
Yıllara göre bağ alanları
istatistik bilgileri
www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do
adresinden alınmıştır. Bağ alanlarıyla ilgili istatistik bana
biraz üzücü, düşündürücü ve biraz da ilginç geldi. "Acaba
bir yanlışlık mı var" ! dedim.
Yine aynı sitede üretim
değerleri olarak aşağıdaki bilgiler yer almaktadır;
|
ÜZÜMLER |
ÜRETİM
(ton) |
|
Üzüm (Toplam) |
3 500 000 |
|
Üzüm(Sofralık çekirdekli) |
1 500
000 |
|
Üzüm(Sofralık çekirdeksiz) |
400 000 |
|
Üzüm(Kurutmalık çekirdekli) |
350 000 |
|
Üzüm(Kurutmalık çekirdeksiz) |
880 000 |
|
Üzüm(Şaraplık) |
370 000 |
Madem istatistiklerden
gidiyoruz, şöyle de bir durum var;
Bir çok yerde,
"Türkiye'de üretilen üzümün % 2 - % 3 gibi bir bölümü şaraba
işlenmektedir" diye yazılıp çiziliyor. Ve bu bilgiyi ben de
kullanıyorum. Ancak ya herkes eski bir istatistik bilgiyi
kullanıyor ya da bilgide bir anormallik var. Ben en azından %
5 lere gelmiş olduğunu düşünüyordum.
Diğer yandan yukarıda da
bir istatistik bilgi mevcut. Diyor ki; Türkiye'de üretilen
şaraplık üzüm miktarı 370 000 tondur. Kimse de güzelim
sofralık üzümler dururken, sofralık olarak pazarda satmak
üzere şaraplık üzüm yetiştirmeyeceğine göre, (en azından ben
öyle düşünüyorum) ortada bir çelişki var gibi görünüyor...
Çünkü 370 000 ton üzüm, toplam üzüm üretimimizin % 10.57'si.
%2.5 nireee, %10.57 nireee diyesi
geliyor insanın:) Ya istatistik bilgilerde bir problem
var ya da üzümler şaraplık olarak yetiştiriliyor, sofralık olarak
da satılıyor:))
ASMANIN KÖKENİ VE TARİHİ
Asmanın
anayurdu, Hazar Denizinin güney kıyısında yer alan sık
ağaçlarla kaplı bölgedir. Bu sık ormanda, kol kalınlığındaki
gövdesiyle asmanın, kıvrıla kıvrıla ulu ağaçların tepelerine
dolandığı, sürgünlerini o ağaç tepesinden bu ağaç tepesine
uzatıp ya da yüklü salkımlarını sarkıtarak insanı cezbettikleri tasvir edilmiştir. Phasisteki Kolkhiste,
Kahetia (Gürcistanda bir bölgenin tarihi adı. Tiflisin
doğusunda, Kura ve Alazan ırmakları arasında), Mingrelia
(Gürcistanın batı kısmının eski adı, bugünkü Abhazya),
İmeretia ( Gürcistanda dağlık bölge) ve Ermenistanda,
Kafkasya, Ağrı Dağı ve Toroslar arasında, Yunan ve Roma
kaynaklı yazılardan; üzüm bağlarının dört yöne göre yol yol
bölünmesi (limes decumanus doğudan batıya ) ve güneyden
kuzeye sınır çizgisi çekilmesi suretiyle yetiştiricilik
yapıldığı, amforaların ziftlenmesi ya da kireçlenmesi, önce
çotuğun sonra da şarabın toprağa yerleştirilmesi gibi
işlemlerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu bölge, turunç sarısı
rengi, insanı mest eden kokusuyla, şurup gibi tatlı üzümlere,
suyu yoğun lal renginde olan ve erken olgunlaşan ve iri (sapiranica
praecox) denilen en has Kahetia asmasına ev sahipliği yapardı.
Asmanın en önemli türü Vitis vinifera L. olup, Asma,
yabani ve kültür asması olarak ikiye ayrılır. Ülkemiz hem
yabani asma (Vitis vinifera ssp. sylvestris) hem de
kültür asması (Vitis vinifera ssp. sativa) yönünden çok
zengin bir gen potansiyeline sahiptir.
İşte asma
bu bölgeden yola çıkmış, Aşağı Fırat bölgesine yayılmaya
başlayan Sami kavimlerin peşine takılarak, bu kavimlerin
ileride mesken tutacağı güneybatının çöl ve cennetlerine kadar
sokulmuştur. Alkolü damıtmayı da icat eden Samiler
tektanrıcılığın, ölçünün, paranın ve yazının olağanüstü soyutlamasını gerçekleştirmekle
kalmamış, üzüm tanelerinin suyunu mayalanma aşamasında
tutarak, baştan çıkarıcı ya da esritici bir içkiye dönüştürme
şöhretini de elde etmişlerdir.
(Sami : Hz. Nuhun oğlu Samdan türediklerine inanılan ve
aralarında dil yakınlığı bulunan çeşitli kavimlerin toplandığı
kol.-Büyük Larousse-)
Şarap
kültürü Suriyeden sonra Anadoluyu da baştan başa katederek,
Lydialılara, Friglere, Mysialılara* ve bu arada doğudan batıya
ilerlemiş Pers ya da yarı Pers başkaca halklara ulaşmış;
kuzeyden Yunan yarımadasına, sonra da dosdoğru Fenike
ticaretinin yeşerdiği denize, Karia yerleşim
bölgelerine girmiştir. Avrupadan sonra, yabancı diyarların
sahillerine de sıçrayan eski Yunan kavimleri önce bu mucizevi
buluşun bilgisini aktarmış, yerleşik düzenin giderek
oturmasından sonra da bu bitkiyi bizzat yetiştirmişlerdir.
Şarabın
adının; Yunanca oinos, İbranice jain ,
Etiyopyaca ve Arapça vain olması ve aralarındaki
benzerlik, asmanın (ve şarabın) bu yolculuğunu doğrulamakta,
şarabın diğer kültürlere olduğu gibi, Yunanlılara da Sami
kültür çevrelerinden geçtiğine işaret etmektedir.
İtalya
kıyılarının bu içkiyle tanışmalarının, Yunanlıların batıya
yaptıkları ilk deniz yolculukları sayesinde olabileceğini
düşündüren de İtalyancaya giren ve Yunanistan kaynaklı olan vinum
sözcüğüdür.
Buraya
kadarki kısım tarihlendirilecek olursa; asmanın ilk
olarak Kafkasyada ortaya çıkışı İ.Ö. 8-6 binler arasındadır.
Yabani olan bu bitkinin İ.Ö. 6 binden sonra bağcılık yapılarak
geliştirilmiş olduğu, şarabın ise toprak kapların yapılma
tekniğinin icadından sonra (yaklaşık İ.Ö. 5500/5000)
üretildiği sanılmaktadır. İ.Ö. 6 bin yılına ait olduğu tespit
edilen, üzerinde üzüm salkımı olan bir büyük amfora
Gürcistanın Tiflis şehrindeki müzede sergilenmektedir.
Ancak şarap
kültürünün başlangıcı ve dünya kültürüne girişinin, İ.Ö 4000 lerde Hititler vasıtasıyla olduğu kabul edilir. Bu kültüre
ait bulunan en eski şarap kaplarından olan ve İ.Ö. 3 binin son
çeyreğine tarihlenen, som altından şarap sürahisi ve ayaklı
şarap kadehi Ankaradaki Anadolu Medeniyetleri Müzesinde
bulunmaktadır.
*
MYSİA :
Anadolunun kuzeybatısını kapsayan bölge; Kuzeyde Marmara denizi (Propontis),
kuzeydoğuda Çanakkale boğazı (Hellespontos), batıda Ege
denizi, doğuda Bithynia ve Phrygia, güneyde Lydia ile
sınırlıydı. (kabaca Çanakkalenin Anadoludaki kesimi,
Balıkesir, İzmirin Bergama ilçesi, Manisanın soma ve
Kırkağaç ilçelerini kapsayan bölge.) Mysia, siyasal olmaktan
çok Aiolis, Troas ve Bergama yöresini kapsayan bir coğrafi
bölge konumundaydı. Homeros, bölgeye ismini veren Mysialıların Truvanın bağlaşıkları olduklarını yazar. Heredotos, Karialıların Mysialıları kardeş ulus
saydıklarını, Truva savaşından önce Trakyaya ve Yunanistana
akınlar yaptıklarını bildirir. Strabon da, Mysia dilinin bir
ölçüde Lydia ve Phrygia dillerinin karışımı olduğunu
belirtir. Bu bölge, Lydia, Pers, Bergamanın egemenliğinde
kaldıktan sonra, Romanın Asia eyaletine bağlandı
(İ.Ö.129).
ASMA AŞISI
Bağcılıkta aşılar;
Hastalıklara ve zararlılara
dayanıklılık, tuza-neme-kurağa dayanıklılık, kirece
dayanıklılık, ıslah çalışmaları ve çoğaltma gibi amaçlarla
sıkça kullanılan, iki farklı materyalin
kambiyum dokularının çakıştırılarak kaynaştırılmasına
dayalı vegatatif bir çoğaltma
yöntemidir ve asma kolay aşı tutan bitkilerden biridir.
Bağcılıkta yerinde
aşılamada uygulanan en yaygın aşı çeşitleri şunlardır;
- Kalem aşıları (En fazla uygulanan aşılardır)
- Göz aşıları
- Yeşil aşılar
Aşıda başarının sağlanması;
1. Aşı materyalinin özelliklerine,
2. Aşı yapma tekniğine
3. Ortam koşullarına bağlıdır.
Anaçla kalemin uyuşması ön koşuldur. Aşıda kullanılacak anaç
ve kalem iyi olgunlaşmış (odunlaşmış) olmalıdır.
Pişkinleşmemiş kalemler yeteri kadar besin maddesi içermezler,
bu nedenle aşılamada başarı düşük olur. İyi odunlaşmış
çubuklar parlaktır ve çeşidin kendine özgü rengini alır.
Bükülünce kabuk çıtırdayarak parçalanır. Öte yandan anaç ve
kalem genç olmalıdır. Kalem iyi odunlaşmış olsa bile anaç çok
yaşlı ise aşı zor tutar. Yerinde yapılacak aşılarda anacın baş
parmak kalınlığında olması yeterlidir. Çoğunlukla anaçlar 2
yılda bu kalınlığa erişirler.
Aşı tekniği yönünden anaç ve kalemin kaynamayı sağlayacak
dokularının çok sıkı temas etmesi gereklidir. Dokular ne kadar
sıkı olursa, kaynaşma da o kadar kolay ve çabuk olur. Anaç ve
kalemin kambiyum dokuları karşılıklı olmalı ve çakışmalıdır.
İki ayrı bitki parçası olan anaç ve kalemin tutması için
sıcaklık, nem ve oksijene gerek vardır. Yara dokusu (kallus)
oluşumu için ideal sıcaklık 24-29 ° Cdir. Aşı yapıldığında
sıcaklık düşükse anaç ve kalem kaynaşma belirtisi göstermeden
canlılıklarını koruyarak beklerler. Sıcaklık uygun hale
geldiğinde kaynaşma başlar. Yüksek sıcaklıkta yara dokusu
hızlı gelişir. Ancak gevrek ve zayıf dokulu olur. Düşük
sıcaklıklarda ise (22-24 ° C) yara dokusu yavaş oluşur. Ancak
sıkı yapılı ve dayanıklıdır. Sıcaklık 16-21 ° C olduğunda çok
yavaş oluşan kallus dokusu, 15 ° C ve altında durur.
Yüksek oransal nem kaynaşma için gerekli diğer faktördür. Aşı
yeri çevresinde oransal nem % 85 olmalıdır. Daha yüksek nem
daha iyi sonuç verir. Arazide yerinde yapılan aşılarda, aşı
yerinin neminin muhafazası için, aşı kalemi üzeri kalınlığı
5-8 cm olan ince toprakla (kümbet şeklinde) örtülür. .
Sağlıklı, kaliteli ürün veren ve verimli asmalardan alınan
kalemler olgunlaşmış ve 1 yaşında olmalıdır. Aşı kalemleri
yaprak dökümünden itibaren, gözler uyanıncaya kadarki dönemde
alınabilir ve aşı zamanına kadar, nemli talaş veya kum içinde
katlanarak, don olayının olmadığı serin bir yerde
saklanabilir.
Kalem aşılarının yapılması için Şubat-Mart ayları uygundur.
Yukarıda açıklanan iklim değerleri uygun olduğu sürece bu aşı
zamanı Nisan ayı sonuna kadar da uzayabilir. Asmalara su
yürüdüğünde, uyanma döneminde (hatta uyanmanın birazcık
sonrasında) aşılama daha başarılı olur.
Bizim bağlarımızda uyguladığımız aşı çeşidi,
aynı zamanda ülkemizde de bağcılıkta yerinde aşılarda en fazla yapılan
aşılardan birisi olan yarma
aşıdır.
YARMA AŞI : 1-3 yaşlı anaçların aşılanmasında en çok
kullanılan ve en kolay olan aşıdır. Çapı 3 cmye kadar olan
(yani aşağı yukarı baş parmak kalınlığı) anaçların
aşılanmasında kullanılır. Anaç toprak seviyesinin biraz
altından kesilir. Aşı baltası (yargıç) ile üzerine ağaç
tokmakla vurularak 2-7.5 cm kadar anaç tam ortadan yarılır.
Kalın anaçlarda bu yarığın uzun olmamasına dikkat edilmelidir.
Aşı baltasının üçgen kısmı anacın ortasına sokulur. Aşı kalemi
1 veya 2 gözlü hazırlanır. Kalemin alt kısmı aşağıya doğru
incelen bir kama gibi yontulur. Her iki taraftan açılan şev
incelerek,
kalemin ekseninin uç kısmında birleşmelidir.
Kalemdeki yontulan bu kısmın uzunluğu anaçtaki yarığın uzunluğuyla eşit olmalıdır. Kalem yerleştirildikten sonra ne
anaçta açılan yarıkta bir boşluk, ne de yerleştirilen kalemin
yontulmuş kısmında açıkta kalan bir bölge olmamalıdır. Kalem
ile anacın kambiyum dokuları aynı hizada olmalıdır.
(Bu durumda
anacın kabuk kısmı ile kalemin kabuk kısmı
da karşılıklı
gelecektir.) Kalemdeki gözlerden altta olanın, anaçtaki
yarığın dış tarafına bakacak şekilde yerleştirilmesine dikkat
edilmelidir. Kalın anaçlarda 2 kalem takılabilir. Aşı bağı
veya rafya ile sarılarak sıkıca bağlanır. Aşının üzeri gevşek
bir toprakla örtülür. Aşıların hep aynı tarafına herek
konulur.
Aşı Kaleminin Yontulması : Geçen yılki sürgünlerin dipten
2/3lük kısmı kullanılmamalıdır. Bu gözler gelişmemiş olabilir
ve gözler sürmeden kısa süre içinde dökülür. Sürgün 1-2 gözlü
olarak kesilir. Altta kalacak göz dışa gelecek şekilde ve
gözün 0.5 cm altından, her iki yandan yontulur. Uçta sıfıra
düşecek şekilde kama şekli verilir.
Kalemin dış tarafı kalın,
içe gelecek yeri daha ince olacak şekilde hazırlanır.
(Yukarıdaki çizimde iki kalemin konulması gösterildiği için,
içe gelecek kısmı ile dışa gelecek kısmı arasında bir kalınlık
farkına gerek yoktur.)
Aşı Sürgünü Bakımı : Aşının üstünü örten toprak hafif ve
geçirgen olmalıdır. Aşının örtülmesi sırasında gerekiyorsa
toprak altı kurtlarına karşı ilaçlama yapılmalıdır. (Biz
yapmamıştık ve herhangi bir zararla da karşılaşmadık) Aşı
sürgününün toprak yüzeyine çıkabilmesi için, yağışlardan sonra
oluşacak kaymak tabakası kırılmalıdır. Aşı sürgünü toprak
yüzeyine çıktıktan sonra sık bakım ister. Her aşı sürgünü için
1-1.5 m uzunluğunda herek gerekir. Aşı sürgünlerinden kuvvetli
olanı 25-30 cm olunca hereğe bağlanır. Diğerleri dipten
kesilir. Düzgün büyüyen dik bir gövde olması sağlanmalıdır.
Aşı sürgünü çok hızlı (günde 3-4 cm kadar) büyür. Bu nedenle
haftada bir kesmeyecek bir malzeme ile (ip, şerit, bez) hereğe
bağlanmalıdır. Bu arada aşı sürgününde oluşacak koltuklar
dipten itibaren makas veya düzgün kesen bir bıçakla
temizlenir. Bunlar temizlenmez ve büyümelerine izin verilirse,
ana sürgünün gelişmesi yavaşlar ve çalı görünümü alır. Aşı
sürgününün boyu ilk telin geçirileceği yüksekliğe ulaştığında
(bu yükseklik 75 -100 cm kadardır. Bizim bağlarda ilk tel 85
cm den geçiyor ve yan kollar bu seviyede oluşturulmuş
durumda), taçlandırılacak kısımdan tepe alınır. Tepe alma
gözün 1-2 cm üzerinden yapılır. Bu bölümde yapraklar normal
büyüklüklerini almış olmalıdır. Aksi halde göz olgunlaşmamış
olacağından sürmez. Koltuk alma sırasında taç yüksekliğinden
çıkan koltuklara dokunulmaz. Sıcak bölgelerde tepe alma Mayıs
sonu- Haziran ortası yapılabilir. (mesela biz Haziranın
başında yapmışız. Bknz. sitede yandaki fotoğraflar. Zaten
sürgünlerin hepsinin gelişmesi farklı olacağından, tepe alma
işlemleri de aynı zaman denk gelmeyecek, aşağı yukarı 1 aya
yayılacaktır.) Oluşturulacak terbiye sistemine göre yeterli
sayıda koltuk sürgünü bırakılır. Telli terbiye sistemlerinde
bu 2 adettir. Bunlar yaz sonuna kadar 2-4 m kadar uzar ve
odunlaşırlar. Kış budaması sırasında terbiye şekline göre
budanırlar.
Aşı sürgününde yapılacak bir başka bakım işi, boğaz kökü ve
anaçtan çıkan sürgünlerin temizliğidir. Anaç ve kalem iki ayrı
parça olduğundan birbirlerini atma eğilimindedirler. Bu
nedenle de anaçlardan sürgün, kalemlerden kök oluştururlar.
Anaçlardan çıkan sürgünler ilk zamanlarda elle çekilerek
dipten koparılır. Kalem veya aşı yerinden çıkan kökler de
bahar aylarında keskin bir bıçak yardımıyla dipten
çıkarılırlar. İlkbaharda yapılmazsa yazın boğaz kökü
temizliğinden kaçınılmalıdır. Aksi halde su alımı
yetersizliğinden fidanlar sarsıntı geçireceklerdir. Bu durumda
kök boğazı temizliği sonbaharda yapılmalıdır. İlk 2-3 yıl kök
boğazı temizliği yapılan asmalarda ileriki yıllarda boğaz kökü
temizliğine gerek kalmaz. Odunlaşan ve kökleşen dokular
yeniden kök oluşturmaz.
Bağdaki aşı
yöntemlerinden birisi olan "yarma aşı"nın
nasıl yapılacağını anlattık. Tabii bir bağ tesis ederken
mutlaka aşı yapılması gerekmiyor. Asma fidanları, istenilen
çeşit aşılanmış olarak alınabilirler
ve son zamanlardaki genel uygulama da bu yöne doğru
gitmektedir.
Burada işin püf
noktalarından birisi, mutlaka Amerikan asma anaçlarının
kullanılmasıdır. Bu konuya girmeden önce durun
size "püf nokta"sının hikayesini anlatayım; Bir zamanlar bir çömlek
ustası varmış ve çok güzel çömlekler yaparmış. Bir genç gelmiş
ve "ben senin yanında çıraklık yapmak ve bu işi öğrenmek
istiyorum" demiş. Usta da "peki" demiş. Bir süre beraber
çalışmışlar. Çamura şekil veriyor ve sonra da fırında
pişiriyorlarmış. Kolay gelmiş bu iş genç adama ve çok geçmeden
"ben bu işi öğrendim artık kendi başıma yapmak istiyorum"
demiş ustasına. Ustası yine "peki" demiş ve çırak ayrılmış
yanından ve kendine yeni bir atölye açmış. Başlamış çanak
çömlek yapmaya. Fakat yaptıklarının hepsi pişirdikten sonra
çatlıyorlarmış. Ne yaptıysa önleyememiş bunu. Çaresiz boynu
bükük gitmiş ustasının yanına ve anlatmış durumu. Ustası
fırına koyduğu çanak çömleklerin üzerinde oluşan kabarcıkları
"püüfff, püfff..." diye üfleyerek söndürüyormuş ve böylece de
çanak çömlekler çatlamıyorlarmış. İşte işin "püf noktası" da
buradan geliyormuş.
Gelelim Amerikan asma
anaçlarına ; 1800'lü yılların ikinci yarısında floksera
Avrupa'daki bağların çok büyük bir bölümüne zarar vermiştir.
Öyle ki Fransa'da bile şarap yokluğu çekilmiştir. (Floksera
: İki floksera vardır.
Köklerde yaşayan ve buralara zarar yapanlara kök flokserası,
yapraklarda yaşayan ve yapraklara zarar verenlere de yaprak
flokserası denir.
Kök flokserası oval veya
armut şeklinde, sarımsı yeşil esmer, kırmızı kahverengine
kadar değişen renklerdedir. Sırtında koyu renkli lekeler
vardır. Ağız uzun bir emici hortum şeklindedir. Vücut uzunluğu
0,5-1,3 mm kadardır. Yaprak flokserasının boyu ise 1,5-1,7 mm
arasındadır ve sarı renkli sırt kısmı lekesiz, emici hortumu
daha kısadır. Flokseranın kanatlı ve kanatsız formları vardır.
Flokseranın değişik
formları tarafından 4 farklı tipte yumurta bırakılır. Bir kısmı
küçük, bir kısmı büyük olan bu yumurtaların bazıları
döllenmiş, bazıları da döllenmemiştir. Yumurtalardan çıkan
larvalar gözle görül(e)meyecek kadar küçüktür. Boyları 0,55 mm
kadardır. Yeşilimsi sarı renkli olan larvalar 4 gömlek
değiştirdikten sonra ergin olurlar.
Kök flokserasının
köklerde beslendiği yerlerde emgi sonucu meydana gelen
şişkinlikler görülür ve daha sonra bu şişkinlikler çürüyüp
dağılırlar. Ardından yine aynı durumun tekrarı görülür ve bir
noktadan sonra kökler görev yapamaz hale gelirler ve asma
kurur.
Yaprak flokserası ise ise
yeni açılan tomurcuklara girerek taze tomurcuk ve yaprakları
sokup emerler. Bu noktalarda yaprak dokusu alt yüze doğru
çıkıntılar yaparak şişkinlikler meydana gelir. Bu
şişkinliklerin içinde flokseraları görmek mümkündür.
Bu zararlıya karşı çareler aranmış ve
işte bu aşamada devreye, filokseraya dayanıklı oldukları
anlaşılan Amerikan asma anaçları girmiş ve üzüm çeşitleri bu
anaçlar üzerine aşılanarak yetiştirilmeye başlanmışlardır.
Her ne kadar Amerikan asma anaçları flokseraya dayanıklı olsa
da, bulaşık olan bölgelerde "floksera - anaç " ilişkisine dikkat edilmelidir. Ve
bunun yanında;
-
Toprak- Anaç ilişkisi,
-
Anaç-Kalem ilişkisi,
-
Nematod-Anaç ilişkisi
de gözetilmelidir.
Genellikle kullanılan
Amerikan asma anaçları ve özellikleri;
5BB
: Nemli, killi-tınlı
ve killi topraklar için uygun bir anaçtır.Vejetasyon süresi kısa
olduğundan kuzey bölgeler için uygundur.Kök ur nematoduna
dayanıklıdır. Kökleri yüzlek ve yatay büyüdüğünden sıcak bölgeler
için uygun değildir. Aşı tutma oranı oldukça yüksektir. Sathi ve
nemli topraklar için uygundur. % 30-40 toplam, % 20 ye kadar
aktif kirece dayanıklıdır. Bu anaç üzerine yarma aşı yapıldığında
aşı kaleminden fazla miktarda köklenme yaptığından, ya yonga göz
aşısı tercih edilmeli veya aşı tuttuktan sonra ve kırağı tehlikesi
geçtikten hemen sonra aşı yeri açılarak, buradaki kökler hemen
temizlenmelidir. Aksi takdirde esas köklenme bölgesinde köklenme
durur ve bu da asmanın kısa sürede kurumasına neden olur.
99R : Kuvvete getirir bir
anaçtır. Dik büyümesi ve köklerin derine gitmesinden dolayı
meyilli ve kıraç araziler için uygun bir anaçtır. % 30-40 toplam,
% 17ye kadar aktif kirece dayanıklıdır. Kökleri flokseraya
dayanıklı olmakla birlikte yaprakları, yaprak flokserasına karşı
çok hassastır. Ayrıca tuza karşıda oldukça hassas bir anaçtır.
Üzerine aşılanan çeşidin olgunlaşmasını geciktirdiğinden kuzey
bölgeler için tavsiye edilmemelidir. Arazide aşı tutma randımanı
yüksektir.
110R :
Çok kuvvetli bir anaçtır. Genel özellikleri 99Rye benzemekle
birlikte kurağa 99Rden daha dayanıklıdır. Kuvvetli bir anaç
olması nedeni ile üzerine aşılanan çeşidin olgunlaşmasını
geciktirir. Bu nedenle erkenci çeşitleri aşılamaktan
kaçınılmalıdır. %30-40 toplam, % 17-19 aktif kirece dayanıklılık
toleransına sahiptir.
140 Rugeri :
Çok kuvvetli bir anaçtır. Dik büyür ve kurağa dayanıklıdır.
Kuvvetli büyümesi nedeni ile vejetasyon süresi oldukça uzundur %
70 toplam, % 40 aktif kirece dayanabilmekle birlikte yaprak
flokserasına hassastır.
1103 Poulsen :
Ülkemizde son
yıllarda kullanılmaya başlanan bir anaçtır. Kurağa oldukça
dayanıklıdır. Nemli ve alt katmanları killi topraklar için tavsiye
edilir. % 17-18 aktif kirece dayanıklıdır.
41B( Chasselas x
Berlandieri ) :
Vejatatif devrenin kısa olması ve arazideki yüksek kirece çok
dayanıklı olması bu anacın en önemli özelliğidir. Toprak
seçiçiliği yoktur. Sıcağa ve kurağa dayanıklıdır. Çok kuvvetli bir
kök yapısına sahiptir. 41B dikimden itibaren birkaç yıl zayıf
gelişme göstermesine karşın ileriki yıllarda kuvvetli bir anaç
oluşturur ve üzerine aşılanan çeşitte iyi meyve tutumu sağlar. %
40 aktif kirece dayanıklıdır. Standart çeşitlerle uyumu çok
iyidir.
420A : Vejetasyon süresi uzun
bir anaçtır. Killi, kireçli, killi tınlı ve çakıllı topraklarda
iyi geliştiği gibi, bakir ve kuvvetli topraklar için çok uygun bir
anaçtır. Omega aşıda tutma oranı düşük
olmasına karşın arazide aşı tutma randımanı yüksektir. Üzerine
aşılanan çeşitlerde olgunlaşmayı 3-4 gün erkenleştirdiğinden
erkenci çeşitler için tavsiye edilir. % 30-40 toplam, % 20ye
kadar aktif kirece dayanıklıdır. Tek dezavantajı bazı çeşitlerle
uyuşmazlık göstermesidir.